DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TURİZMİN EKONOMİK ETKİLERİ VE 1980 SONRASI TÜRKİYE EKONOMİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

            Turizm, boş zaman ve tasarrufun nasıl kullanılacağına ilişkin ekonomik bir kararla başlayan ve yatırım, tüketim, istihdam, ihracat ve kamu gelirleri gibi ekonomik boyutları bulunan bir olaydır.

 

            Bir ekonomide turizm sektörünün geliştirilmesinin akılcı nedenleri ve beklenen sonuçları incelendiğinde; bu sektörün, ekonomideki rolü ve önemi de ortaya çıkmaktadır. Ancak, unutulmaması gereken nokta; turizmin ekonomik yararlarının gerçekleşebilmesinin, hükümetlerin turizm politikalarına ve turizm geliştirme projelerini uygulama ve denetleme yeteneklerine bağlı olduğudur.

 

            Gelişmekte olan birçok ülke açısından turizmin çekici yönlerinden en önemlisi, ekonomik yararlılığını daha kısa sürede gösterebilmesidir. Bir turizm yatırımının getiri sağlamadan önceki hazırlık dönemi, diğer sektörlerdeki yatırımlara oranla çok daha kısadır. Turizm, başarılı bir tanıtım kampanyasından bir ya da iki yıl sonra, büyük gereksinim duyulan döviz girdisini sağlayabilen, gelir ve istihdam artışı yaratabilen bir sektördür. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmede karşılaştıkları en büyük sorun olan döviz darboğazının aşılmasında, turizm sayesinde elde edilen dövizler bir çıkış yolu olabilmektedir. Ayrıca turizm harcamaları ve turizm amaçlı yatırımlar da, çoğaltan katsayısıyla orantılı olarak ekonomiye bir canlılık kazandırmaktadır (Tutar, 1990:126).

 

            Diğer sektörlerle karşılaştırıldığında; verimlilik, turizmde daha yüksektir. Diğer bir ifadeyle, turizmde marjinal sermaye/hasıla oranı düşük kalmaktadır ve bu oran ne kadar düşükse, yeni yatırımın verimliliğinin o kadar yüksek olduğu kabul edilir (Barutçugil, 1986:34).

 

            Turizm, gelir ve refahın ülkeler arasında ve ülke içinde yeniden dağılımını sağlar. Uluslararası turizm hareketlerinin gelişmesi, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru bir gelir akımı doğurur. Belirli turizm çekiciliklerinin gelişmekte olan ülkelerde ve bölgelerde yoğunlaşması ve ayrıca emek-yoğun faaliyetlerin turizmde önemli bir yer tutması, gelir ve refahın bölgeler ve toplum kesimleri arasında dengeleyici yönde yeniden dağılmasını sağlar.

 

            Turizmin ister iç, ister uluslararası olsun temel ekonomik önemi; gidilen yerin normal sakinlerine, ziyaretçi harcamalarının kazandırdığı gelir olarak özetlenebilir. Her yıl turizm akımları yoluyla gelişmiş ekonomilerden diğer ekonomilere büyük miktarlarda değer aktarımı yapılır. Ev sahibi ülke ve yöreler için ziyaretçi harcamaları, bir gelir ve geçim kaynağıdır. Turizmin asıl önemli ekonomik etkisi; kendi ülke ya da yörelerinde bulundukları zamanlardakinden daha büyük oranlarda harcama eğiliminde olan ziyaretçilerin, gittikleri yerlerde yarattıkları Satın alma gücünde yatar. Turist harcamalarının yarattığı gelir akımı, paranın yeniden harcanması yoluyla ziyaret edilen turistik yerin ekonomisini bütünüyle etkiler.

 

            Ödemeler bilançosunun cari işlemler ana hesabının görünmeyen kalemler bölümünde yer alan turizm, dış ticaret açıklarını olduğu gibi cari işlemler açıklarını da dengeleyebilen bir kalemdir. Bunun için; uluslararası turizmin dünya ekonomisinde diğer sektörlerle kıyaslandığında, daha büyük ve önemli bir kalem oluşturduğu ve son yıllarda dünya mal ticaretindeki büyüme hızından daha hızlı bir büyüme oranına sahip olduğu görülür. Örneğin 1990 yılında uluslararası turizm gelirleri (ulaşım hariç), dünyanın uluslararası mal ve hizmet ticaretinde % 6.8'lik payla petrol ve motorlu araçlardan sonra üçüncü en büyük bireysel kalemi oluşturmuştur. 1993 yılında her gün 1.37 milyon insan kendi ülkelerinden başka yerlere seyahat etmiş ve ortalama günde 608 dolar harcamıştır (Erdoğan, 1996:183-184).

 

            Turizm, birçok ülkede en geniş istihdam olanakları yaratan bir sektördür. Dünyada yaklaşık 260 milyon insanı istihdam etmektedir. Başka bir ifadeyle; dünyadaki her 16 işçiden biri turizm sektöründe çalışmaktadır. Tüm uluslararası sermaye yatırımlarının yaklaşık %7'si turizm alanına yapılmaktadır ki, bu da 166 milyar dolar vergi geliri yaratmak suretiyle kamu gelirlerine anlamlı katkılar sağlamaktadır (Erdoğan, 1996:184).

 

            Turizmin ülke ekonomisi üzerinde, önemli faydalarının yanında, bazı sakıncaları da olabilmektedir. Dış ülkelere bağımlılığın artması, fiyat artışlarının körüklenmesi, yerli halkın küçük bir kesiminin ülkenin turizm zenginliklerinden yararlanabilmesi bu sakıncalardan bazılarıdır. Ayrıca, turistlerin ithal malı tüketmeleri, bu tür tüketime yerli halkı özendirmeleri, turistik yatırımlarda ithal malzemelerin kullanılması ve yabancı sermayeli turistik işletmelerin yabancı personelinin ücret ve kar transferi yapması gibi nedenlerle ülke dışına döviz çıkışı da olabilmektedir. Makroiktisat teorisinde milli gelir-harcama akımından "sızıntı" olarak adlandırılan bu durum, ev sahibi ülkenin net döviz kazancının görüldüğü ya da umulduğu kadar yüksek olmaması sonucunu doğurabilmektedir.

 

            Türkiye 24 Ocak 1980 dönüşümünden sonra, turizm sektöründe önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. 80'li yıllarda turizm Türkiye ekonomisinde en gözde alt sektörlerden biri haline gelirken; bu gelişmenin sosyal, kültürel ve ekonomik etkileri önemli boyutlara ulaşmıştır.

 

            1983 yılı, Türk turizmi için canlanma döneminin başlangıcı olarak kabul edilebilir. O yıldan günümüze kadar geçen süre içinde, ülkemizde turizm; hem turist sayısı hem de turizm gelirleri yönünden önemli sayılabilecek artışlar göstermiştir.

 

            1983 yılından günümüze kadar geçen dönemde; turist sayısı yıldan yıla ortalama %20'lik artışlarla 1.6 milyon kişiden 9.6 milyon kişiye yükselmiştir. Yine aynı dönemde turizm gelirleri yıldan yıla artarak 411 milyon dolardan yaklaşık 8 milyar dolara ulaşmıştır. Turizm gelirlerimizin ihracatımıza oranı, 1983 yılında %7.2 iken; 1996 yılında yaklaşık %25'ler seviyesine yükselmiştir (Tutar, 1990:127).

 

            Türk turizm sektörünün 80'li yıllarda göstermiş olduğu bu büyük atılım; yukarıda da gördüğümüz gibi genel ekonomi üzerinde büyük etkiler yaratmaya başlamıştır. Bu etkilerin en önemlisi, Türkiye'nin kalkınması için gerekli olan döviz girdisinin sağlanmasına katkıda bulunmasıdır. Bu, dış ödemeler bilançosu içinde turizmin yerinin ayrıntılı incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bir diğer önemli etki ise, istihdam etkisidir. İşsizliğin büyük bir sorun olduğu Türkiye'de turizm sektörü vasıfsız işçilere de istihdam olanağı sağlayarak emek piyasasındaki arz fazlasını bir nebze de olsa emmektedir. Bunların yanı sıra, milli gelir üzerinde doğrudan ve dolaylı yarattığı etki sayesinde hem ülkenin GSMH'nın artmasına hem de kamunun vergi gelirlerinin artmasına yardımcı olabilmektedir. Son olarak unutmamamız gereken nokta, turizm sektörünün ekonomideki diğer sektörlerle olan ileri ve geri bağlantı etkisidir. Bu nedenle; turizm sektörü, diğer sektörlerden girdi talep etmesi (geri bağlantı etkisi) ve diğer sektörlere mal arz etmesi (ileri bağlantı etkisi) yoluyla ekonomi üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır.

 

            Yukarıda saydığımız faktörler, turizm sektörünün ülke ekonomisi üzerinde yarattığı etkilerin en göze çarpanıdır. Onun için; çalışmanın bundan sonraki bölümünde, bu faktörlerin daha ayrıntılı açıklamasını yapmaya çalışacağız. Türkiye'de turizm sektörünün ekonomide ağırlığını hissettirdiği 1980 sonrasını incelemek; onun ekonomik etkilerini ortaya koymak açısından daha faydalı olacaktır.

 

 

4.1. Turizmin Ödemeler Bilançosuna Etkisi

 

            Uluslararası turizmin yarattığı döviz hareketleri, turist gönderen ülkenin döviz talebini, turist çeken ülkenin ise döviz arzını arttırıcı bir rol oynar. Ancak, turizm sektörünün döviz arz ve talebini etkileyerek dış ödemeler bilançosu üzerinde olumlu etkiler yaratması, diğer bir ifadeyle sektörün net döviz kazancı yaratması bazı şartların oluşmasına bağlıdır. Bunlar, aşağıdaki gibi ifade edilebilir (Olalı ve Timur, 1986:39):

 

            - Elde edilen dövizler için yapılan döviz giderleri ( c ) ile döviz gelirleri ( r ) arasındaki oran 1'den küçük olmalıdır: (c/r<1).

 

            - Turizm sektörünün döviz girdisi payının, söz konusu ülkede turizm sektörü bulunmaması halinde, alternatif sektörlerin getireceği dövizden fazla olması gerekmektedir.

 

            Turizmin; dış ödemeler bilançosuna yansıyan kısmı, turist akımlarının yarattığı döviz gelir ve giderleridir. Başka bir anlatımla pasif dış turizm giderleri ile aktif dış turizm gelirleri arasındaki (±) farktır ve o ülke için turizmin parasal karakterini simgeler. Ancak, turizm gelir ve giderleri ile ilgili veriler çoğunlukla sağlıklı bilgiyi içeriyor olmaması nedeniyle gerçeği yansıtmaktan uzak olabilmektedir.

 

 

4.1.1. Ödemeler Bilançosunun Tanımı, Kalemleri ve Turizm

 

            Ödemeler bilançosu; bir ülkede yerleşik kişilerin, belirli bir dönem içinde diğer ülkelerdeki yerleşik kişilerle yaptıkları tüm ekonomik işlemleri gösteren bir tablodur (Dornbusch ve Fıscher, 1994:150). Ödemeler bilançosuna sadece o yıl içinde fiilen gerçekleşmiş uluslararası ekonomik işlemler kaydedilir. Bu durum, ödemeler bilançosunun bir stok değil, akım değişken olmasını ifade eder. Örneğin; ödemeler bilançosu, sadece ilgili döneme ait turizm gelir ve giderlerini gösterir. Yoksa o yıla kadar oluşmuş toplam turizm gelir ve giderlerini göstermez (Seyidoğlu, 1994:134).

 

            Ödemeler bilançosuna muhasebe tekniğine uygun olarak kayıt yapılır; ülke ekonomisi lehine parasal bir alacak hakkı doğduğu zaman ödemeler bilançosuna alacak olarak (+) ve ülke ekonomisinde  döviz çıkışına yol açan işlemler de borç (-) olarak kaydedilir. Ödemeler bilançosuna (+) olarak kaydedilen kalemler, aktif ya da gelirler kısmı; (-) olarak kaydedilen kalemler ise pasif ya da giderler kısmı olarak adlandırılır.

 

            Ödemeler bilançosu, çeşitli kalemlerden oluşmaktadır. Cari işlemler hesabında, mallar ve hizmetlerle ilgili kalemler yer alır. Bu hesapta yer alan ihracat ve ithalat kalemleri, bir ülke ekonomisi ile diğer ülke ekonomileri arasında borç-alacak ilişkisinin doğmasına neden olan işlemlerin sonucunu yansıtır. Bir ülkenin sadece mal ihraç ve ithalinden doğan alacak ve borçlarını gösteren hesaba, dış ticaret hesabı denir ve ithalat ile ihracat işlemlerinin gerektirdiği döviz giriş ve çıkışlarını kapsar. Cari işlemler hesabı içinde fiziki mal ticaretinden başka hizmet ithal ve ihracından doğan ödeme akımları da yer almaktadır. Hizmet ithal ve ihracına görünmez ticaret (invisible trade) de denir. Bu hesabın içinde en önemli kalemlerden biri, dış turizmdir. Dış ödemeler bilançosundaki uluslararası ekonomik işlemlerin diğer bölümünü de sermaye ithal ve ihracı oluşturur. Sermaye hesabı genelde bir ülkede yerleşik kişi ve kuruluşların, diğer ülkelere yaptıkları fiziki yatırımlarla (işletme tesisi, bina, arazi vb.) sınırların ötesine  aktarılan mali kaynaklardan (yabancı tahvil, hisse senedi alım-satımı, banka hesabı açtırılması vb.) oluşur. Ödemeler bilançosu açısından ülkeye yurtdışından sermaye girişi bir alacak işlemi, ülkeden sermaye çıkışı da bir borç işlemidir. Bu özellik, mal ve hizmet akımlarındaki durumun tersine bir mekanizmayla çalışmaktadır. Cari işlemler hesabı ve sermaye hesabına otonom ya da dengesizlik doğuran (gap-making) işlemler de denir. Çünkü bunlar, ticaret hayatının normal işleyişine göre yapılır. Ödemeler bilançosunda bir açık ya da fazla doğuran işlemler bunlardır (Dornbusch ve Fıscher, 1994:150-152 ve Seyidoğlu, 1994:136-143).

 

            Ödemeler bilançosunun diğer bir hesap grubunu, rezerv hareketleri oluşturur. Bu hesap, Merkez Bankası kasalarındaki altın ve döviz rezervlerinde meydana gelen değişmeleri gösterir. Resmi rezerv işlemleri "denkleştirici" (accommodating) niteliktedir. Çünkü bunlar; mal, hizmet ve sermaye akımlarına bağlı olarak Merkez Bankasının döviz rezervlerinde ortaya çıkan artış ya da azalışları gösterirler. Diğer bir deyişle, bu işlemlerin ortaya çıkış nedeni otonom işlemlerin ödemeler bilançosunda doğurduğu dengesizliklerdir. söz konusu işlemler, bu işlemleri karşılamak için yapılır. O nedenle, bunlara da "dengesizlik giderici" (gap-filling) işlemler adı verilir. Diğer yandan ödemeler bilançosunda, ülkelerin IMF'deki çekme haklarında görülen değişimler de kaydedilir. Ödemeler bilançosunun hesaplarından biri de, "net hata ve noksan" kalemidir. Bu hesabın görevi; muhasebe anlamında bilançonun aktif ve pasif taraflarının birbirine eşit olması gerekeceğinden, ödemeler bilançosunun eşitliğini sağlamaktır. Bu hesapta eşitlik, noksan olan tarafa "net hata ve noksan" kaleminin eklenmesiyle sağlanır (Seyidoğlu, 1994:136-146 ve Erdoğan, 1996:208-211).

 

            1985 yılına kadar, ülkemizde ödemeler bilançosu geleneksel yöntemle düzenlenmekteydi. 1985 yılı Mart ayında ödemeler bilançosu hesapları, yeni bir düzenlemeye tabi tutularak kaydedilmeye başlanmıştır. Yeni düzenlemenin amacı, ödemeler bilançosu istatistiklerinin, uluslararası standartlara uygun olarak sınıflandırılması ve düzenlenmesi şeklinde özetlenebilir.

 

            Yeni düzenlemeye göre; mallar, hizmetler ve sermaye  hareketleri ile ilgili kalemlerde Türkiye'de yerleşik olan kişilerle, yerleşik olmayan kişiler ayrımına gidilmiştir. Başka bir değişiklik de, dış ticaret rakamlarının belirlenmesinde yapılmıştır. Geleneksel sistemde ithalat değerleri, C.I.F. (maliyet + sigorta + navlun) değeri olarak hesaplanırken, yeni sistemde dış ticaret dengesinde sadece mal hareketlerini göstermek gayesiyle; F.O.B. (Free on Board) değeri, yani ithal malının satıcı ülkeden çıkış değerinin kullanılmasına karar verilmiştir (Erdoğan, 1996 : 211).

 

            Yeni düzenlemede; dış turizm gelirleri ve dış turizm giderleri, birbirinden tamamen bağımsız olarak hesaplanıp ödemeler bilançosuna ayrı ayrı kalemler halinde kaydedilmektedir. 1985 yılına kadar Türkiye'de uygulanan geleneksel yöntemde, aktif dış turizm ile pasif dış turizm dengesi alınıp, ödemeler bilançosundaki görünmez işlemlere "seyahat" kalemi olarak aynı başlık altında kaydedilirdi (Erdoğan, 1996 : 211).

 

            Tablo-10'da ödemeler bilançosu kalemleri ayrıntılı bir biçimde gösterilmiştir. Burda; yıllar itibariyle Türkiye'nin ödemeler bilançosu, 1992-1997 yıllarını kapsayacak şekilde yer almıştır. Turizm (+) kalemi, ülkemizi ziyaret eden yabancıların ülke içindeki çeşitli hizmet birimlerinde bozdurdukları dövizleri ya da yaptıkları harcamaları gösterir. Turizm (-) kalemi ise, turistik amaçla yurtdışına çıkan ülke sakinlerinin gittikleri ülkelerde harcamak üzere bankalardan aldıkları dövizleri gösterir.

 

TABLO-10 ÖDEMELER BİLANÇOSU (Milyon ABD Doları)*

 

 

YILLAR

Ödemeler

Bilançosu

Kalemleri

 

 

1992

 

 

1993

 

 

1994

 

 

1995

 

 

1996

Ocak-

Haziran

1997

1. CARİ İŞLEMLER DENGESİ (A+B)

   A. DIŞ TİCARET DENGESİ (a+b)

      a. İhracat (FOB)

         - İhracat

         - Bavul Ticareti

         - Transit Ticaret

      b. İthalat (FOB)

         - ithalat (CIF)

         - Altın İthalatı

         - Transit Ticaret

         - Navlun ve Sigorta

   B. GÖRÜNMEYEN İŞL. DENG (a+...+d)

      a. Diğer Mal ve Hizmet Gelirleri

         - Turizm (+)

         - Faiz Gelirleri

         - Diğer

      b. Diğer Mal ve Hizmet Giderleri

         - Turizm (-)

         - Faiz Giderleri

         - Diğer

      c. Karşılıksız Transfer (Özel-net)

      d. Karşılıksız Transfer (Resmi-net)

-974

-8,190

14,891

14,715

-

176

-23,081

-22,871

-1,430

-151

1,371

7,216

10,419

3,639

1,012

5,768

-7,262

-776

-3,439

-3,047

3,147

912

-6,433

-14,160

15,611

15,345

-

266

-29,771

-29,428

-1,881

-229

1,767

7,727

11,788

3,959

1,135

6,694

-7,829

-934

-3,574

-3,321

3,035

733

2,631

-4,216

18,390

18,106

-

284

-22,606

-23,270

-480

-251

1,395

6,847

11,691

4,321

890

6,480

-7,936

-866

-3,923

-3,147

2,709

383

-2,339

-13,212

21,975

21,636

-

339

-35,187

-35,709

-1,322

-301

2,145

10,873

16,094

4,957

1,488

9,649

-9,717

-911

-4,303

-4,503

3,425

1,071

-1,450

-9,632

32,303

23,082

8,842

379

-41,935

-42,464

-1,672

-347

2,548

8,182

14,628

5,650

1,577

7,401

-10,893

-1,265

-4,200

-5,428

3,892

555

-1,862

-6,680

14,375

11,751

2,378

246

-21,055

-21,287

-811

-224

1,267

4,818

9,170

2,965

870

5,335

-6,199

-928

-2,207

3,244

1,742

105

2. SERMAYE HAREKETLERİ (a+b+c+d)

      a. Doğrudan Yatırımlar (NET)

      b. Portföy Yatırımları (NET)

      c. Diğer Uzun Vadeli Sermaye Har.

      d. Kısa Vadeli Sermaye Har.

3,648

779

2,411

-938

1,396

8,963

622

3,917

1,370

3,054

-4,194

559

1,158

-784

-5,127

4,643

772

237

-79

3,713

8,740

612

570

1,636

5,922

4,713

245

1,152

1,690

1,626

3. NET HATA VE NOKSAN

-1,190

-2,222

1,769

2,354

-2,745

-2,205

TOPLAM GENEL DENGE

(1+2+3)

1,484

308

206

4,658

4,545

646

 

REZERVLERDEKİ TOPLAM DEĞİŞME

IMF

RESMİ REZERVLER

-1,484

0

-1,484

-308

0

-308

-206

0

-206

-4,658

0

-4,685

-4,545

0

-4,545

-646

0

-646

Kaynak : Maliye Bakanlığı, 1997 Yılı Ekonomik Rapor, s.183.

 

*1996 yılından itibaren; F.O.B. ihracata ilave, diğer mal ve hizmet giderleri ile kısa vadeli sermaye hareketleri-banka rezervi ve diğer varlıklarda gerekli düzeltmeler yapılmak suretiyle "Bavul Ticareti" ödemeler dengesine yansıtılmıştır.

            Tablo-10'da Cari işlemler hesabı ayrıntılı olarak gösterilirken, sermaye hesabı ana kalemler halinde verilmiştir. Ayrıca 1997 yılına ait veriler Ocak-Haziran arasını kapsayacak şekilde verilmiştir.

 

            Türkiye'nin ödemeler bilançosunu uzun yıllar olumsuz yönde etkileyen en önemli kalemlerin, dış ticaret hesabı ve dış borç anapara ve faiz ödemeleri olduğu bilinmektedir. Son yıllarda gerek ihracatın artması ve gerekse turizm gibi görünmeyen bazı kalemlerin gelirlerinde artış görülmesi sonucu, dış ödemeler bilançosunda gözlenen kısmi düzelmeye süreklilik kazandırabilmek için dış ticaret açığını azaltıp, görünmeyen kalem gelirlerinden turizm gibi ağırlığı fazla olanları geliştirmek ve dış borçları denetim altına almanın gerekliliği açıktır. Zira, Tablo-10dan da gözlendiği gibi net turizm gelirleri yıldan yıla sürekli artarak ödemeler bilançosu açığını kapatan önemli kalemlerden biri haline gelmiştir.

 

            Gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğunun, dönemsel ve bazen de kronik olarak döviz darboğazları ile karşılaştıkları ve ekonomik kalkınma açısından gereksinim duydukları ara ve yatırım mallarını satın almakta güçlük çektikleri bilinmektedir. Bu nedenle, gelişmekte olan birçok ülke, turizmi geliştirilmesi gereken ilk ve önemli sektör olarak görmektedir. Birçok ülkede turizmi geliştirme düşünce ve çabalarının temel çıkış noktası, döviz getirisi sağlamak olmuştur. Resmi turizm politikalarının belirlenmesinde ödemeler bilançosu sorunları önemli rol oynamaktadır (Cleverdon, 1982 : 143). Turizm, yabancı sermayeye olan bağımlılıklarını azaltmak isteyen gelişmekte olan ülkeler açısından, önemli üstünlükler taşıyan bir ekonomik faaliyettir. Zira, yerli girişimciler için söz konusu olabilecek teknolojik sınırlamalar, turizmde diğer sektörlere oranla en alt düzeydedir.

 

            1973 yılında yapılan ve 44'ü gelişmekte olan ve 8'i gelişmiş ülke olmak üzere 52 ülkeyi kapsayan bir araştırma; ihracatlarının %10'unu aşan turizm gelirlerine sahip ülkeleri "turizm ülkesi" olarak tanımlamaktadır. Bu gruplama içerisinde : Bahama, Bermuda, Barbados, Haiti, Fiji, Malta gibi ada devletleri ve Fas, Tunus, Kenya, Meksika, Panama gibi ekonomik gelişme açısından oldukça sınırlı kaynaklara sahip ülkeler ilk sıralarda yer almaktadırlar (Barutçugil, 1986: 45). Burdan yola çıkarak; günümüz Türkiye'si turizm gelirlerinin ihracata oranının %25'ler düzeyinde olduğu düşünülecek olursa, Türkiye'nin de turizm ülkesi olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

 

            Bir ülkenin uluslararası turizm karşısındaki durumunu, turizm hesabı gösterir ve bu hesap; ülkenin uluslararası turizm gelir ve giderlerinden oluşur. Uluslararası turizm gelir ve giderlerinin hesaplanmasında farklı yöntemlerin kullanılması, ülkenin uluslararası turizmdeki gerçek durumunun olduğundan daha farklı bir biçimde değerlendirilmesine neden olabilmektedir (Tarhan, 1986: 21).

 

            Turistlerin gittikleri ülkede ne miktar döviz bıraktıklarının belirlenmesinde başlıca iki metot kullanılmaktadır. Bunlar Merkez Bankası Metodu ve Anket Metodu'dur. Bu metotları kısaca açıklayacak olursak (Erdoğan, 1996: 213-215 ve Yaman, 1994: 105-111) :

 

 

a-) Merkez Bankası Metodu

 

            Uluslararası turizm gelirlerinin kaydını bu metoda göre belirleyen ülkelerde merkez bankası ya da milli bir banka seçilir, bu bankanın merkez ve şubelerindeki görevli bölümler (kambiyo bölümleri gibi), turistler tarafından bozdurulan paralarla ilgili kayıtları tutarlar ve verileri biriktirirler.

 

            Çok uygulanan bir yöntem olmasına karşılık, bazı sakıncaları vardır. Gerçekleşen işlemlerin belli bir kesime mal edilmesi bazı zorluklar yaratır. Sınır alış-verişinin önem taşıdığı ülkelerde, Merkez Bankası Metodu çok sağlıklı bir metot değildir. Bu metoda göre yalnızca banka transferleri olarak işlem gören ve dolayısıyla döviz kontrol kayıtlarında gözüken turist ödemeleri, turizm geliri olarak kabul edilmektedir. Döviz kontrolü esasına dayanan gerçek turistik harcama kayıtlarının doğruluğu; turistlerin alışkanlığına, o kontrolün etkinliğine, ülkedeki turizm işlemlerinin şekline bağlıdır. Bu tahminler, turizmin bir ülkenin döviz rezervleri üzerindeki etkisini gösteren bir kayıt olarak değer taşımaktadır. Ancak ekonomiye yaptığı etki konusunda, tek başvurulacak kaynak olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

 

 

b-) Anket Metodu

 

            Anket Metodunda turizm gelirleri, gelen turist sayısı ile her turistin günlük ortalama ya da ziyaret başına ortalama harcama miktarının çarpılması sonucu hesaplanır. Doğrudan ya da dolaylı olarak iki anket tipi uygulanmaktadır. Doğrudan Anket Metodunda, genellikle turistlerle bağlantı kurulup kendilerine yaptıkları harcamalara ilişkin sorular sorulup veriler kaydedilir. Eğer Dolaylı Anket Metodu uygulanıyorsa; her türlü konaklama tesisi, restoran-bar, eğlence yerleri ve ulaştırma şirketleri gibi turistlerce sıkça uğranan yerlere bırakılan formlardan veriler elde edilir. Bu yöntemde, işletme sahiplerine bırakılan formların doldurulması yolu ile bir sonuca ulaşılır.

 

            Türkiye'de turizm gelirlerine ait veriler; 1978 yılına kadar Maliye Bakanlığı, 1979-1984 yılları arasında Merkez Bankası, 1984-1991 tarihleri arasında Turizm Bakanlığı ve DİE'nin işbirliği ile yapılan anket sonuçları, Körfez Savaşı'ndan sonra ise tekrar Merkez Bankası tarafından belirlenmiştir. 1984 yılından itibaren ülkemizdeki ziyaretlerini tamamlayıp çıkış yapan ziyaretçilere, sınır kapılarında pasaport kontrolü sırasında anket uygulanmaktadır. Soru kağıtlarında seyahat nedeni, milliyeti, ikametgahı, iş statüsü, eğitim durumu gibi soruların yanında, ziyaretçilerin harcamaları ile ilgili iki ayrı soru da bulunmaktadır. Bunlardan birisi "tur" ile gelenlere tur harcaması olarak ne kadar ödeme yaptıkları, diğeri ise Türkiye'de kişi başına ne kadar harcama yaptıklarıdır. Bu sorulara verilen cevapları, gelen yabancılar değişik para birimleri ile ifade etmektedirler. Değişik para birimleri ile belirtilen bu harcamalar, anketin uygulandığı günlerin ortalaması olabilecek döviz kuru üzerinden ABD dolarına çevrilmektedir. Bu aşamada, turizm harcaması olarak düşünülmeyecek miktardaki harcamalar (5000 ABD dolarının üzerindeki harcamalar) ve güvenirliliği olmayan formlar hesaplama dışında tutulmaktadır (Yaman, 1994: 108-109). 1991 yılı Eylül ayından itibaren tüm sınır kapılarımızda istatistik formu uygulaması durdurulmuştur. Bütün sınır kapılarımızda istatistik formlarının çıkış yapan vatandaşlara uygulanması kararı alınmıştır. 1991 yılından itibaren elde edilen veriler, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden alınan sayısal bilgilerdir (Türkiye İstatistik Yıllığı (1996), 1997: 450).

 

            Türkiye'nin sağladığı turizm gelirleri; yurt içinde turistlerin yapmış oldukları harcamaların tamamıyla, yurt dışında iken satın alınan paket turun bir kısmını içermektedir. 1984-1987 yılları arasında tur gelirlerinin %60'ının, 1988 yılında %45'inin, 1989 yılında ise %49'unun ülkemizde kaldığı kabulü ile turizm geliri hesaplanmıştır. Bu oranlar yerli tur operatörleri, tesis işletmecileri ve TURSAB ile yapılan görüşmeler sonucu elde edilmiştir. 1993 yılında ise tur gelirlerinin ülkemizde kalan oranının tespiti için konaklama tesisleri ve tur operatörleriyle iki aşamalı anket uygulaması yapılmıştır. Bu araştırma sonucu, yabancı ziyaretçilerin tur harcamalarının %41'inin ülkemize girdiği, %59'unun yurt dışında kaldığı tespit edilmiştir (Yaman, 1994: 109).

 

            Ülkemizde, dış turizm giderlerinin hesaplanmasında uygulanan yöntem oldukça farklıdır. Gelirlerin hesaplanmasında Anket Metodu uygulandığı halde, giderlerin hesaplanmasında, yurtdışına turistik amaçla çıkmak isteyen Türk vatandaşlarının talep ettiği döviz miktarları esas alınmaktadır (Erdoğan, 1996: 215).

 

            Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, turizm amaçlı döviz giriş ve çıkışların tümünü kapsayacak bir yöntemin geliştirilmesi olanaksız gözükmektedir. Çeşitli nedenler yüzünden bir miktar hatanın gerçekleşme olasılığı her zaman mümkündür. Bu bakımdan ödemeler bilançosu üzerindeki turizm hesabını belirli bir hoşgörü ile kabul edip, ona göre analizlerimizi yapmamız gerekir.

 

 

4.1.2. Turizm Hesabının Analizi

 

            Dış turizm bilançosu, bir ülkenin diğer ülkelerle olan turistik ilişkilerinden doğan döviz gelir ve giderlerinin, belli bir dönem (genellikle bir yıl) içerisinde kaydedildiği bir bilançodur (Tarhan, 1996: 21). söz konusu bilanço dar ya da geniş anlamda tanımlanabilir (Olalı ve Timur, 1986:       41-42) :

 

            Dar anlamda dış turizm bilançosu, yabancı turistlerin sağladığı döviz gelirleri ve yerleşiklerin yurtdışına çıkması sonucu ödenen döviz giderlerini ifade eder. Yabancı turistlerin yaptıkları her türlü turistik harcamalar, dış turizm bilançosunun aktifinde; yerleşiklerin dış ülkedeki turistik harcamaları ise bilançonun pasifinde yer alır. Aktif ve pasif toplamlarının karşılaştırılması sonucu, bilançonun değerlendirilmesi yapılır.

 

            Geniş anlamda dış turizm bilançosu ise, turizme ilişkin işlemlerden doğan tüm döviz hareketlerini kapsar. Dış turizm bilançosunun aktifi, bir dönem içinde turistik hareketler nedeni ile ülkeye giren dövizi (döviz arzını), pasifi ise yine turistik hareketler nedeni ile dış ülkelere giden döviz transferlerini (döviz talebini) gösterir.

 

            Turizmin ödemeler bilançosu üzerindeki etkilerinin nasıl olduğunu görebilmek için, ülkeler arasındaki turizm faaliyeti sonucunda ortaya çıkan işlemlerin bir listesinin incelenmesi yararlı olacaktır. Bu liste, aynı zamanda geniş anlamda turizm bilançosunu ifade etmektedir. Böyle bir liste, Tablo-11'de ayrıntılı olarak aşağıda verilmiştir.

 

            Burada yer alan ve ülkeler arasındaki turizm hareketleri tarafından yaratılan işlemleri ifade eden kalemlerin çoğunluğu, normal olarak bu biçimleriyle ödemeler bilançosunda yer almazlar. Ödemeler bilançosunda yalnızca turistlerin ülkede yaptıkları harcamalar ve yerleşiklerin dış ülkelerde yaptıkları harcamalar açık olarak yer alır.

 

            Turizm sektörünün gelişmesinin yaratacağı döviz maliyetinin boyutları, ülkelere göre ve zaman içinde önemli değişiklikler göstermektedir. Turizm gelirinin sağlanması sırasında; turist talebinin biçimine ve Ev sahibi ülkenin yatırım, tüketim ve ara malları üretebilme yeteneğine bağlı olarak azalıp çoğalan sızıntılar (leakages) ortaya çıkmaktadır. Örneğin, az sayıda olan fakat yüksek harcamalarda bulunan turistlerin isteklerinin çoğunlukla ülke içinde üretilen mal ve hizmetlerle karşılanması olanağı sınırlı olduğundan, önemli sızıntılar söz konusu olmaktadır. Diğer taraftan; daha çok sayıda olan, ancak basit beklentileri bulunan turistlerin talep ettikleri mal ve hizmetler, turist alan ülke içinde üretilebilmekte ve dolayısıyla daha az dövizin ithalata gitmesi sağlanmaktadır.

 

 

TABLO-11 DIŞ TURİZM BİLANÇOSU

AKTİF DIŞ TURİZM

(Döviz Girdileri)

PASİF DIŞ TURİZM

(Döviz Çıktıları)

- Turistlerin konaklama giderleri

- Yerleşiklerin dış ülkelerdeki konaklama giderleri

- Turistlerin ulaştırma işletmelerine yaptığı ödemeler

- Yerleşiklerin dış seyahatlerde yabancı ulaştırma işletmelerine yaptıkları ödemeler

- Turistlerin yeme-içme için yaptığı ödemeler

- Yerleşiklerin yurtdışında yeme-içme için yaptığı ödemeler

- Turistik tüketim malları ihracatı

- Turistik tüketim malları ithalatı

- Turistik yatırım amacıyla gelen yabancı sermaye

- Turistik yatırım amacıyla yurtdışına çıkan sermaye

- Dış ülkelerdeki turizm yatırımlarından kâr transferi

- Yabancı turizm yatırımlarının kendi ülkelerine kar transferi

- Yabancılara kiralanan turizm tesislerinin kira gelirleri

- Yabancı ülkelerde kiralanan turizm amaçlı tesislerin kira ödemeleri

- Yabancıların yaptıkları turizm amaçlı reklam ve tanıtma harcamaları

- Dış ülkelerde yapılan turizm amaçlı reklam ve tanıtma giderleri

- Yabancı turizm işletmelerinden alınan komisyonlar

- Yabancı turizm İşletmelerine yapılan komisyon ödemeleri

- Dış ülkelerin ulusal turizm ve tanıtma bürolarının yaptığı tüm harcamalar

- Dış ülkelerde açılan ulusal turizm ve tanıtma bürolarının tüm giderleri

- Yabancı seyahat bürolarının giderleri

- Dış ülkelerde yerli işletmelerin büro giderleri

- Yabancıların ulusal banka ve sigorta kuruluşlarına yaptıkları komisyon ve prim ödemeleri

- Yerleşiklerin dış ülkelerdeki banka ve turizm sigorta işletmelerine yaptığı çeşitli komisyon ve prim ödemeleri

- Yabancıların rehberlik hizmetleri için yaptığı ödemeler

- Yerleşiklerin dış ülkelerde rehberlik hizmetleri için yaptığı ödemeler

- Turistlerin eğlence yerlerindeki harcamaları

- Yerleşiklerin yurtdışında eğlence yerlerinde yaptığı harcamalar

- Turistlerin park, müze ve benzeri yerler için ödedikleri giriş ödemeleri

- Yerleşiklerin yurtdışında park, müze ve benzeri yerler için ödedikleri giriş ödemeleri

- El sanatları ve hediyelik eşya satışları

- Hediyelik ve hatıra eşya satın alımları

- Diğer döviz girdileri

- Diğer döviz çıktıları

TOPLAM

TOPLAM

Kaynak : Barutçugil, İ.S, Turizm Ekonomisi ve Turizmin Türk Ekonomisindeki

                Yeri, 1986-İstanbul, s.47.

 

            Sektörün mülkiyet ve denetim yapısı da sızıntıları etkileyen bir faktördür. Uluslararası otel zincirlerine bağlı tesisler genellikle ana firmanın bulunduğu ülkeden sağlanan malzemelerle kurulur ve donatılırlar. Ayrıca; uluslararası turizm işletmelerinin, turist olan bir ülkedeki kendi tesislerinde sunacakları mal ve hizmetin bedelini, turistin kendi ülkesinde tahsil etmeleri ve bunu söz konusu ülkeye transfer etmemeleri ya da düşük göstermeleri durumunda da döviz gelirleri azalacaktır. Benzer şekilde, kredi kartları ve seyahat çekleri uygulamalarının yaygınlaşması da işlemlerin yabancı bankalar aracılığıyla yapılması nedeniyle döviz hareketlerinin, turist alan ülke tarafından denetimini güçleştirmektedir. Diğer yandan, hükümetlerin kendileri de ülkenin döviz kazancını etkilemektedir. Yabancı yatırımcıları turizm alanına çekmek için tanınan vergi, gümrük kolaylıkları, düşük faizli krediler ve kamu hizmetlerinin maliyetinin altında bir bedelle sağlanması gibi ayrıcalıklar net döviz getirisini azaltan uygulamalardır (Barutçugil, 1986: 47-48).

 

            Bir ülkenin dış turizm bilançosu, yıllık olarak düzenlendiğinde üç durum söz konusu olmaktadır :

 

 

a-) Denk Dış Turizm Bilançosu

 

            Dış turizm bilançosunun denk olması, bir yıl içinde turistik hareketlerden doğan döviz giriş ve çıkışının eşit olduğunu ifade eder. Bu durumda, turizmin ödemeler bilançosu üzerinde dış dengeyi bozucu ya da arttırıcı bir etkisi olmaz.

 

 

 

b-) Aktif Dış Turizm Bilançosu

 

            Aktif dış turizm bilançosu, turistik hareketler sonucu ülkeye giren dövizin, çıkan dövizden fazla olduğunu gösterir. Bu durumda, dış ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasında turizmin rolü ortaya çıkar ve bu, arzu edilen bir durumdur.

 

 

c-) Pasif Dış Turizm Bilançosu

 

            Turistik hareketlerin yarattığı döviz çıkışının, döviz girişinden fazla olmasıdır. Arzu edilmeyen bu durumun giderilmesi, diğer bir deyişle turistik döviz talebinin azaltılması amacıyla, hükümetler tarafından bazı tedbirler alınır. Bunlar; ülke parasının değerinin düşük tutulması, yurtdışına çıkış sınırlaması, vergiler ve sınırlı döviz tahsisleridir.

 

 

4.1.3. Uluslararası Turizmin Türkiye'nin Ödemeler Bilançosundaki Yeri

 

            Ülkemizin kalkınma sürecinde gerekli yatırımların yapılabilmesi için yatırım malı, sınai hammadde ve ara malların büyük bir bölümünün ithal edilmesi zorunluluğu olduğundan dış ticaret dengesinin sürekli ve önemli miktarlarda açık verdiği görülmektedir (Bkz. Tablo-10). Bu gelişmenin neden olduğu döviz darboğazının aşılmasında ithalatın kısılması piyasada durgunluk yaratıp; yatırımları ve istihdamı olumsuz yönde etkileyeceğinden, ihracatın arttırılması ya da döviz getiren diğer kaynakların geliştirilmesi gerekmektedir. Turizm, bu aşamada cari işlemler dengesini olumlu yönde etkilediğinden önem kazanmaktadır.

 

            Türkiye, turizm faaliyetiyle bu yüzyılın ortalarından itibaren ilgilenmeye başladığı ve kalkınma planları kapsamına alarak onu ekonominin gündemine soktuğu halde, onun olumlu sonuçlarını ancak son yıllarda görmeye başlamıştır. Dünya konjonktörünün yanı sıra, ülkedeki siyasi istikrarsızlık, bu gecikmenin başlıca nedenleri olarak görülebilir.

 

            Aşağıda Tablo-12'yi incelediğimiz zaman; 1980 sonrasında ülkemize gelen yabancı sayısı, yurtdışına çıkan vatandaş sayısı, turizm gelirleri, turizm giderleri, net turizm gelirleri (turizm dengesi), yurdumuza gelen yabancı başına ortalama harcama ve yurtdışına çıkan vatandaş başına ortalama harcama miktarının gelişimini görebiliriz.

 

            Ülkemize gelen yabancı sayısı, 1980'de 1,288,060 iken sürekli artarak 1997 yılı itibariyle 9,689,004'e yükselmiştir. Bu durum, yaklaşık olarak 8 katlık bir artışı ifade etmektedir. Yurtdışına çıkan vatandaş sayısı, hem artış hızı olarak hem de miktar olarak ülkemize gelen yabancı sayısından sürekli az olmuştur. Tabloya baktığımızda 1980 itibariyle 1,794,808 olan yurtdışına çıkan vatandaş sayısı 1997 itibariyle 4,632,876'ya yükselmiştir. Yukarıda sözünü ettiğimiz yurtdışına çıkan vatandaş sayısının, gelen yabancı sayısından sürekli az olması 1984 yılından itibaren geçerlidir. Yurtdışına çıkan vatandaş sayısı, 1980 yılına göre yaklaşık 3 katı artmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-12 TURİZM GELİR-GİDERLERİ, NET GELİR, ÜLKEMİZE GELEN                YABANCI ve YURTDIŞINA ÇIKAN VATANDAŞ SAYISI

 

Yıllar

Ülkemize gelen yabancı sayısı

Yurtdışına çıkan vatandaş sayısı

Turizm gelirleri (Milyon ABD doları)

Turizm giderleri (Milyon ABD doları)

Net gelir (Milyon ABD doları)

Yurda gelen yabancı başına ortalama harcama (ABD doları)

Yurtdışına çıkan vatandaş başına ortalama harcama (ABD doları)

1980

1,288,060

1,794,808

326

115

211

253

63

1981

1,405,311

1,783,891

381

103

278

271

57

1982

1,391,717

1,899,377

370

109

261

266

57

1983

1,625,099

1,998,162

411

127

284

253

63

1984

2,117,094

2,071,189

840

277

563

396

133

1985

2,614,924

1,806,163

1,482

324

1,158

566

179

1986

2,391,085

1,622,237

1,215

314

901

508

193

1987

2,855,546

1,921,681

1,721

448

1,273

562

233

1988

4,172,727

2,114,780

2,355

358

1,997

567

169

1989

4,459,151

2,464,318

2,556

565

1,991

570

229

 1990

5,389,308

2,917,118

3,225

520

2,705

621

178

1991

5,517,897

2,770,758

2,654

592

2,062

519

213

1992

7,076,096

2,997,318

3,639

776

2,863

533

258

1993

6,500,638

3,311,313

3,959

934

3,025

668

282

1994

6,670,618

3,446,618

4,321

866

3,455

674

251

1995

7,726,886

3,981,391

4,957

911

4,046

684

229

1996

8,614,085

4,260,701

5,962

1,265

4,697

748

296

1997*

9,689,004

4,632,876

8,088

-

-

-

-

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997, s.70 yararlanılarak

                hazırlanmıştır.

 

* Resmi olmayan veriler

            Aynı durum, turizm gelirlerinde de görülmektedir. 1980 yılında 326 milyon dolar turizm geliri elde eden Türkiye, 1996 yılı itibariyle bunu 5,962 milyon dolara yükseltmiştir. Net gelir olarak 1980 yılında 211 milyon dolar gelir elde edilmişken, 1996 yılında 4,697 milyon dolar gelir elde edilmiştir. Bu, yaklaşık olarak 20 katlık bir artışı ifade etmektedir. 1997 resmi olmayan verilerine göre ise, 8,088 milyon dolar dış turizm geliri elde eden Türkiye; 1996 yılına göre önemli bir gelir artışı sağlamıştır (Hürriyet, 1998: 8).

 

            Ülkemize gelen yabancı başına ortalama harcama miktarı; 1980 yılında 253 dolarken, 1996 yılında 748 dolara yükselmiştir. Yurtdışına çıkan vatandaş başına harcama miktarı; 1980 yılında 63 dolar iken, 1996 yılında bu miktar, 296 dolara yükselmiştir.

           

            1980 sonrası turizm sektörü ile ilgili verileri gösteren Tablo-12 dikkatle incelendiğinde, bütün kalemlerin sürekli bir artış trendinde olduğunu görürüz. 1980'li yılların başındaki ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, 1986 yılı Çernobil Kazası ve 1991 yılındaki Körfez Savaşı hariç, tüm kalemler için bu artış trendi çok belirgin gözükmektedir.

 

            Bu artış trendi, hem dünya hem de Türkiye ekonomisinde reel büyümenin gerçekleşmesi, kişi başına gelirin artması, çalışma saatlerinin azalması, boş zamanların artması ve uluslararası ilişkilerin gelişmesi gibi gelişmelerin sonucu meydana gelmiştir. Kuşkusuz, Dünyada ve Türkiye'de kişi başına gelirin artması, turizm sektörüne yönelik talebi olumlu etkilemiştir. Bunun sonucu olarak, ülkemize gelen yabancı sayısı, yurtdışına çıkan vatandaş sayısı, turizm gelirleri, giderleri, Türkiye'ye gelen yabancı başına ve yurtdışına çıkan vatandaş başına ortalama harcama miktarı sürekli artmıştır.

 

            Bunun yanında, Türkiye'nin 1980 sonrası turizm sektörüne gereken önemi verip, gerekli yatırım ve tanıtım faaliyetlerini arttırması da kaydedilen gelişmede önemli bir rol oynamıştır.

 

            Türkiye'nin 1980 sonrası turizm sektöründe sağladığı gelişmeyi daha iyi kavrayabilmek için aşağıdaki Tablo-13'ü incelememiz faydalı olacaktır. Bu tablo, Türkiye'nin uluslararası turizm içindeki payını, hem turist sayısı hem de turizm gelirleri açısından ortaya koymaktadır.

 

            1980 yılında uluslararası turist sayısı, 277 milyon iken Türkiye'nin payı %0.46 ile 1,288,060 olmuştur. Yıllar itibariyle uluslararası turist sayısı sürekli artarak 592 milyon seviyesine yükselmiştir. Türkiye'nin payı ise dünya ortalamasının üstünde artarak 1996 yılı itibariyle, %1.3 düzeyine yükselmiştir. Uluslararası turist varışları bakımından 1985 yılında %0.79 pay ile dünya genelinde 28. sırada yer alan Türkiye, 1996 yılında 19. sıraya yükselmiştir (WTO. Tourism Market Trends (1985-1996), 1997: 148-149).

 

            Uluslararası turizm gelirleri açısından Türkiye'nin payına bakacak olursak; 1980 yılında 102 milyar dolar olan toplam uluslararası turizm gelirleri içinde Türkiye'nin payı, 1,482 milyon dolar ile % 0.31 olmuştur. 1996 yılında 425 milyar dolar olan uluslararası turizm gelirleri içinde Türkiye'nin payı 5,962 milyon dolar ile % 1,4 düzeyinde gerçekleşmiştir. 1985 yılında dünya genelinde 18. sırada yer alan Türkiye, 1990 yılında birara 21. sıraya düşmesine rağmen, 1996 yılı itibariyle tekrar 18. sıraya yükselmiştir (WTO, Tourism Market Trends (1985-1996), 1997: 148-149).

 

            Dünya genelinde ve Türkiye'de uluslararası turist  varışları ve gelirleri açısından gözlenen gelişmelerde, çoğu zaman istikrarsızlıklar yaşanmaktadır. Ekonomik ve siyasi istikrarsızlıktan çok çabuk ve önemli düzeyde etkilenen turizm sektörünün 1991 yılında yaşanan Körfez Savaşı nedeniyle gelişme ritminin düştüğü gözlenmektedir.

 

 

TABLO-13 TÜRKİYE'NİN ULUSLARARASI TURİZM İÇİNDEKİ PAYI

 

 

Uluslararası

Türkiye'nin konumu

Uluslararası

Türkiye'nin konumu

Yıllar

turist sayısı (Milyon)

kişi

 

Gelen yabancı sayısı

 

%

turizm gelirleri (Milyar ABD doları)

Turizm gelirleri

(Milyon ABD doları)

 

%

1980

277

1,288,060

0.46

102

326

0.31

1985

330

2,614,924

0.79

116

1,482

1.2

1990

455

5,389,308

1.1

255

3,225

1.2

1991

463

5,517,897

1.2

361

2,654

0.73

1992

503

7,076,096

1.4

305

3,639

1.1

1993

512

6,500,638

1.2

307

3,959

1.2

1994

533

6,670,618

1.2

338

4,321

1.2

1995

581

7,726,886

1.3

380

4,957

1.3

1996

592

8,614,085

1.3

425

5,962

1.4

Kaynak : Tarhan, Cem, Tourism Policy, Ankara-1997, s.179

 

 

            Tablo-14'de ise; yine bu dönemde (1980-1997), ülkenin uluslararası turizme ilişkin verileri ve ülkenin dış ticareti karşısındaki durumu gösterilmiştir. Dış ticaret dengesi, devamlı olarak Türkiye'nin aleyhine (-) bir seyir izlediği halde (Bkz. Tablo-10), turizm gelirlerinin düzenli bir artış kaydettiği görülmektedir. Uluslararası turizmden sağlanan net turizm gelirlerinin Türkiye'nin  dış ticaret dengesindeki açığı karşılama oranı, 1996 yılı itibariyle yaklaşık olarak % 48.7'dir (Erdoğan, 1996: 222).

            Tablo-14'ü dikkatle incelediğimizde; Türkiye'nin uluslararası turizm gelirlerinin ihracata oranı 1980 yılında % 11.2 civarında iken, bu oran 1984'den itibaren istisnai yıllar dışında sürekli artarak 1996 yılında % 25.8 civarında bir değere ulaşmıştır. Bunun nedeni,  Türkiye'nin ihracatının yıllar itibariyle sürekli artmasına karşılık, turizm gelirlerinin sürekli artış hızının ihracatın artış hızından fazla gerçekleşmesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-14  TÜRKİYE'DE TURİZM GELİR VE GİDERİNİN DIŞ TİCARET                    İÇİNDEKİ PAYI

 

 

Yıllar

İhracat

(Milyon ABD doları)

İthalat

(Milyon ABD doları)

Denge

(Milyon ABD doları)

Turizm gelirlerinin ihracat gelirlerine oranı (%)

Turizm giderlerinin ithalat giderlerine oranı (%)

 

Karşılama

Oranı (%)

1980

2,910

7,909

-4,999

11.2

1.5

4.2

1981

4,703

8,933

-4,230

8.1

1.2

6.5

1982

5,746

8,843

-3,097

6.4

1.2

8.4

1983

5,728

9,235

-3,507

7.2

1.4

8.0

1984

7,134

10,757

-3,623

11.8

2.6

9.2

1985

7,958

11,343

-3,385

18.6

2.9

25.8

1986

7,457

11,105

-3,648

16.3

2.8

20.6

1987

10,190

14,158

-3,968

16.9

3.2

31.8

1988

11,662

14,335

-2,713

20.2

2.5

112.3

1989

11,625

15,792

-4,167

22.0

3.6

47.2

1990

12,959

22,302

-9,343

24.9

2.3

28.3

1991

13,593

21,047

-7,454

19.5

2.8

28.0

1992

14,715

22,871

-8,156

24.7

3.4

34.9

1993

15,345

29,428

-14,083

25.8

3.2

21.3

1994

18,106

23,270

-5,164

23.9

3.7

81.9

1995

21,637

35,709

-14,072

22.9

2.6

30.6

1996

23,082

42,463

19,381

25.8

3.0

48.7

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997, s.80

 

 

            Turizm giderlerinin ithalat giderleri içindeki payı, 1980 yılında %1.5 iken, 1996 yılında %3 düzeylerine ulaşmıştır.

 

            Karşılama oranı ise 1980 yılında %4.2 civarındayken bu oran, 1985 yılına kadar %10 barajını aşamamıştır. 1980 sonrası en yüksek seviyesine, 1988 yılında %112.38 ile yükselmiştir. Bu istisnai durum, hem turizm dengesinde bir önceki yıla göre %94.2 gibi büyük bir artışın gerçekleştirilmesi hem de ihracatın ithalatı karşılama oranının %80 düzeyine yükselmesi sayesinde gerçekleşmiştir (Kepenek ve Yentürk, 1994: 261). 1996 yılında karşılama oranı; %48.7 olarak gerçekleşerek, bir önceki yıla göre 18.1 puanlık bir artış göstermiştir.

 

            Yukarıda açıkladığımız bütün bu olumlu gelişmeler nedeniyle              -özellikle 1980 sonrasında- Türkiye'de turizm, önemi her geçen gün daha da artan bir sektör haline gelmiştir. Türkiye'de turizm politikasının temel hedeflerinden biri, dış ödemeler bilançosundaki açığın bir kısmının dış turizm gelirleri yardımıyla giderilmesidir. Türkiye planlı kalkınma döneminin başında, ülkenin ödemeler bilançosu açıklarını turizm gelirleriyle azaltmayı hedeflediğinden, turizmin geliştirilmesini plan kapsamına almıştır. Otuz yılı aşkın yapılan uygulama sonucu varılan nokta, oldukça anlamlıdır. Bugün dış ticaret açıklarının yaklaşık yarısı turizm gelirleriyle karşılanabilmektedir. Siyasi istikrarın sağlayacağı ekonomik gelişme ve güven ortamının bu yolla sağlanan döviz gelirlerini arttıracağı ve ödemeler bilançosuna daha anlamlı katkı yapacağı açıktır (Erdoğan, 1996: 224).

 

            Yukarıdaki açıklamaların ışığında; Türkiye, turizmin ödemeler bilançosu açıkları üzerine yaptığı olumlu katkıları göz önüne alarak düzenleyeceği turizm politikalarında; Türkiye'ye gelen yabancıların ülkelere göre ve aylara göre dağılımını göz önünde bulundurmak zorundadır. Bu dağılımlar, Tablo-15 ve 16'da ayrıntılı olarak görülebilir.

 

 

 

 

TABLO-15 TÜRKİYE'YE GELEN YABANCILARIN ÜLKELERE GÖRE                       DAĞILIMI*

 

Ülkeler

1995

1995

(%)

1996

1996

(%)

Almanya

1,656,387

21.44

2,141,778

24.86

Avusturya

181,709

2.35

235,540

2.73

Fransa

251,609

3.26

251,976

2.93

Hollanda

203,029

2.63

216,672

2.52

İngiltere

734,721

9.51

758,433

8.80

Yunanistan

154,224

2.00

147,305

1.71

ABD

290,225

3.76

326,214

3.79

Romanya

283,015

3.66

191,511

2.22

BDT

1,356,735

17.56

1,582,423

18.37

İran

361,434

4.68

378,130

4.39

İsrail

301,074

3.90

254,445

2.95

Diğerleri

1,952,724

25.2

2,129,658

24.7

Genel Toplam

7,726,886

100.0

8,614,085

100.0

Kaynak : Konaklama İstatistikleri Bülteninden (1995-1996), yararlanılarak

                hazırlanmıştır

 

* Türkiye için, turist sayısı bakımından önemli ülkeler seçilmiştir.

 

 

TABLO-16 TÜRKİYE'YE GELEN YABANCILARIN AYLARA GÖRE                            DAĞILIMI

 

 

Yıllar

Aylar

1996

1996

(%)

1997*

1997*

(%)

1997/1996

(%)

Ocak

283,616

3.29

300,872

3.10

6.08

Şubat

324,190

3.76

314,306

3.24

-3.26

Mart

537,452

6.23

555,204

5.73

3.30

Nisan

556,109

6.45

639,819

6.60

15.05

Mayıs

874,942

10.14

1,020,894

10.53

16.68

Haziran

902,015

10.47

1,045,987

10.79

15.96

Temmuz

1,106,242

12.84

1,206,226

12.44

9.04

Ağustos

1,153,755

13.39

1,404,876

14.49

21.77

Eylül

1,117,429

12.97

1,297,455

13.39

16.11

Ekim

909,397

10.51

947,462

9.77

4.19

Kasım

452,325

5.23

538,368

5.55

19.02

Aralık

395,893

4.60

417,535

4.30

5.47

Toplam

8,614,085

100.0

9,689,004

100.0

12.84

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bülteninden (1996-1997), yararlanılarak

                hazırlanmıştır

 

* Resmi olmayan veriler.

 

 

            Tablo-15'e baktığımız zaman 1995 yılında ülkemize gelen 7,726,886 yabancıdan, ilk sırayı %21.44'le Almanya'dan gelenler almıştır. İkinci sırayı, %17.56 ile BDT ülkeleri elde etmiştir. Toplam olarak, Avrupa'da bulunan OECD ülkelerinin payı yaklaşık olarak %50.6 düzeyinde gerçekleşmiştir. 1996 yılında ise 8,614,085 yabancıdan %24.86'sı Almanya'dan %18.37'si ise BDT ülkelerinden gelmiştir. 1996 yılında Avrupa ülkeleri dışında en fazla turist aldığımız ülkeler ise sırasıyla İran (%4.39), ABD (%3.79) ve İsrail (%2.95) olmuştur.

 

            Bu veriler altında; Türkiye turizm politikasının genelde OECD, özellikle Avrupa'da bulunan OECD ülkelerine yönelik uygulanmasının gerekliliği açıktır. Diğer yandan BDT ve komşu ülkeler için de teşvik edici politikaların uygulanmasının gerekliliği açıktır. Bu nedenle, turizm tanıtma faaliyetlerinin genellikle bu ülkelere yönelik olması gerekmektedir. Ayrıca, Türkiye açısından önemli potansiyel turizm pazarlarına yönelik tutundurma politikaları uygulanarak; ödemeler bilançosu  açıklarının giderilmesi için turizm gelirlerinin arttırılması sağlanmalıdır.

 

            Tablo-16'da ise Türkiye'ye gelen yabancıların 1996 ve 1997 itibariyle aylara göre dağılımı ve bir önceki yıla göre artış hızı verilmiştir. 1997 verilerini inceleyecek olursak; Türkiye'nin en çok turiste ev sahipliği yaptığı ayın, %14.4 ile Ağustos; en az turist aldığı ayın ise, %3.1 pay ile Ocak olduğunu görürüz. Burdan yola çıkarak bir genelleme yapacak olursak; Türkiye'nin turist yoğunlaşmasının, Mayıs-Ekim döneminde üst seviyeye çıktığını söyleyebiliriz. Aralık-Şubat dönemi ise turizm sektörü açısından en az turistin geldiği zaman aralığı olduğu için "ölü dönem" olarak ifade edilebilir. 1996 yılına göre, 1997'de turist sayısında azalmanın yaşandığı tek ay %3.26 ile Şubat olmuştur. En fazla artış, %21.77 ile Ağustos'ta yaşanmıştır.

 

            Resmi olmayan rakamlara göre; Türkiye'ye gelen yabancılar 1996'ya göre 1997 yılında %12.48 artarak; 8,614,085'den 9,689,004'e yükselmiştir. Bu olumlu gelişme, Türkiye'de planlı bir turizm politikası uygulamanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bunun için, turizm faaliyetlerinin yılın tüm aylarına yaygınlaştırılması ile turizm açısından hizmet çeşitliliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu durum, gelen yabancı sayısını, turizm gelirini ve ortalama turist başına harcamayı arttıracağından ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasında turizmin daha etkin bir rol oynamasına neden olabilecektir.

 

            Son olarak Tablo-17'ye bakacak olursak; 1995 ve 1996 yıllarına ait turizm gelirlerinin aylara göre dağılımını görebiliriz. 1996 yılı itibari ile toplam 5,962 milyon dolar turizm geliri içerisinde yaklaşık 948 milyon dolar turizm geliri ile Ağustos ilk sırada yer alırken; Şubat yaklaşık 177 milyon dolar ile son sırada yer almıştır. Ağustos ayının payı, %15.9 iken Şubat'ın payı, %2.9 olmuştur. Temmuz-Ekim dönemi, turizm gelirlerinin en çok olduğu aylar olurken, Aralık-Mart dönemi en az turizm gelirinin elde edildiği aylar olmuştur. 1996 yılı turizm geliri, 1995 yılına göre yaklaşık %14 artarak 5,962 milyon dolar seviyesine yükselmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-17 TÜRKİYE'DE TURİZM GELİRLERİNİN AYLARA GÖRE                             DAĞILIMI

 

 

Aylar

(Milyon ABD doları)

1995

 

1995

(%)

(Milyon ABD doları)

1996

 

1996

(%)

 

1996/1995

(%)

Ocak

164

3.30

185

3.10

12.93

Şubat

155

3.12

177

2.96

14.39

Mart

183

3.69

242

4.05

32.68

Nisan

279

5.62

340

5.70

21.97

Mayıs

419

8.45

426

7.14

1.67

Haziran

559

11.27

483

8.10

-13.58

Temmuz

632

12.74

729

12.22

15.46

Ağustos

837

16.88

948

15.90

13.33

Eylül

734

14.80

805

13.50

9.73

Ekim

595

12.00

918

15.39

54.35

Kasım

225

4.53

407

6.82

81.07

Aralık

175

3.49

297

4.98

70.23

Toplam

4,957

100.0

5,962

100.0

14.0

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997, s.68

 

 

            Dünya genelinde her ülke, uluslararası turist akımlarından daha fazla pay alabilmek için bir taraftan yeni çekiciler geliştirmek, tanıtım, reklam, avantajlı döviz kuru ve diğer parasal destekler gibi araçlarla ülkeye daha fazla turist gelmesini aktif bir biçimde özendirirken; diğer taraftan pek çok ülke de vatandaşlarını ülkede tutabilmek için tanıtım-reklam, döviz kısıtlaması, çıkış vergisi gibi önlemlerle yurtdışına çıkışları azaltmaya ve minimum bir düzeyde tutmaya gayret etmektedirler. Bu çabalar; yerli turistlerin yurtdışına gitmek yerine, yerli ürün satın almalarını sağlamakta ve bu durum da bir çeşit ithal-ikamesi yaratmaktadır. Ayrıca, dış ekonomik ilişkilerde uluslararası rekabetin şiddeti göz önüne alındığında; Ev sahibi ülke tarafından uygulanan bu tür döviz girişlerini arttırıcı ve çıkışlarını azaltıcı önlemlerin turist gönderen ve rakip ülkeler tarafından misilleme ile karşılık görmesi riski her zaman olasıdır (Erdoğan, 1996: 1996).

 

            Yukarıda sözünü ettiğimiz çabaların temel nedeni, ülkelerin turizm gelirlerini arttırıp, turizm giderlerini kısarak ödemeler bilançosu açıklarını azaltmaktır. Türkiye'de ise 1980 sonrası konvertibiliteye geçiş, döviz alım-satımının serbest olması ve yurtdışına çıkışı kısıtlayan önlemlerin kaldırılmasına karşılık; turizm giderleri turizm gelirlerinden düşük bir hızda artmış ve gelirleri aşamamıştır. Günümüz Türkiye'sinde yurtdışına çıkış için kısıtlamaların bulunmamasına rağmen; kişi başına gelirin göreceli olarak düşük olması ve uygulanan döviz kuru politikası sonucu, yurtdışına çıkan vatandaş sayısı ve turizm giderleri önemli boyutlara ulaşamamıştır (Bkz. Tablo-12).

 

 

4.2. Turizm ve İstihdam

 

4.2.1. Turizmin İstihdam Üzerindeki Etkisi

 

            İstihdam terimi,  ekonomi biliminde biri dar, diğeri geniş olmak üzere iki anlamda kullanılır. Geniş anlamda istihdam, bir ekonomideki bütün üretim faktörlerinin kullanılmasıyla ilgilidir. Eğer bir ekonomide sahip olunan üretim faktörlerinin tamamı kullanılıyorsa, o ekonomi maksimum üretim düzeyine ulaşmış olur ki buna "tam istihdam milli gelir düzeyi" denir. Buna karşılık; üretim faktörlerinden bir ya da bir kaçının tamamı kullanılmıyorsa, bu durumda da "eksik istihdam milli gelir düzeyi" söz konusudur. Dar anlamda istihdam söz konusu olduğu zaman, sadece emek ve onun üretime katılması akla gelmektedir (Erdoğan, 1996: 227).

 

            Turizmin parasal (moneter) etkilerinin yanı sıra; ekonomide yarattığı reel etkilerin en önemlisi, emek-yoğun üretim tekniğinden kaynaklanan istihdam etkisidir (Korzay, 1992: 289). Bu nedenle; turizm sektörü kendisinin doğrudan istihdama katkıda bulunması ve bu sektöre girdi veren diğer sektörlere de dolaylı istihdam imkanları sağlaması dolayısıyla, ülkedeki toplam istihdamı etkilemektedir (Coltman, 1989: 226-227).

 

            Turizm sektöründe makinalaşma ve otomasyon imkanlarının sınırlı olması nedeniyle, sektörün meydana getirdiği istihdam yoğunluğu diğer sektörlere göre daha yüksektir. Sektörde emek-yoğun üretimin hakim olması nedeniyle turistik tüketim harcamaları, yüksek oranda doğrudan istihdam etkisi oluşturmaktadır. Bunun yanında turizm sektörüne mal ve hizmet sunan yan sektörlere de yeni iş imkanları sağlayarak dolaylı istihdam etkisi meydana getirmektedir. Turizmin meydana getireceği dolaylı istihdamın niceliği sektörün yerel ekonomi ile ne kadar entegre olduğuna bağlıdır (Mıll ve Morrıson, 1992: 294).

 

            Bir ülke ekonomisinde ve turizm sektöründe, turizm faaliyeti sayesinde arttırılan üç tip istihdam vardır (Şahin, 1993: 53). Bunlar :

 

* Turizm sektöründe yer alan işletmelerdeki (konaklama ve yeme-içme vb.) turistik harcamalar yolu ile, bu işletmelerde meydana gelen doğrudan istihdam artışı,

 

* Turistik harcamalar sonucu doğrudan gerçekleşmeyen; fakat turizm sektörü ile ilgili olduğundan turizm arzı içinde yer alan, sektöre girdi veren diğer sektörlerde oluşan dolaylı istihdam artışı,

 

*  Yerleşiklerin turizmden elde ettiği gelirleri yeniden harcaması sonucu meydana gelen ek istihdam artışı. Buna turizm çoğaltanın etkileri sonucu ortaya çıkan uyarılmış istihdam da demek mümkündür.

 

            Yukarıda sözünü ettiğimiz istihdam etkileri, ayrıntılı bir şekilde Tablo-18'de görülebilir. Tablodan da görüleceği gibi dolaylı istihdam etkisi sonucu ekonominin çoğu faaliyet alanı bundan etkilenmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-18 TURİZM HARCAMALARININ İSTİHDAM YARATTIĞI ALANLAR

 

Turistlerin harcama yaptıkları yerler

Turizm sektörünün yaptığı harcamalar

Harcamalardan en son

yararlananlar

 

1. Konaklama

 

2. Yiyecek

 

3. İçecek

 

4. Uluslararası Ulaşım

 

5. Gezi ve turlar

 

6. Eğlence

 

7. Hatıra ve Hediyelik

eşya

 

8. Fotoğraf ve bant

 

9. Kişisel bakım, ilaç ve

 kozmetik

 

10. Giyim

 

11. Değişik

- Maaşlar ve ücretler

 

- Bahşişler, ikramiyeler

 

- Yerel vergiler, gelir vergileri

 

- Komisyonlar

 

- Müzik ve eğlence

 

-Yönetimsel ve genel harcamalar

 

- Yasal ve mesleksel hizmetler

 

- Yiyecek, içecek vb. satın

 alınması

 

- Malzeme ve üretim maddeleri

 alımı

 

- Tamir, bakım, onarım, koruma

 

- Reklam, tanıtım, yayın

 iyileştirme çalışmaları

 

- Toplu hizmetler: Su, gaz,

 elektrik, çevre vb.

 

- Ulaştırma

 

- Lisanslar: İzin belgeleri

 

- Sigorta primleri

 

- Gayrimenkul ve araç-gereç

kiralama

 

- Mobilya ve demirbaş eşyalar

 

- Borçların anapara ve faiz geri

 ödemeleri

 

- Gelir, kurumlar ve diğer vergiler

 

- Amortisman

 

- Yatırımcılara ve yabancı

sermayeye geri dönüş (kar payı

ve iştirak hissesi olarak)

- Muhasebeciler

- Reklamcılar

- Nalburiye dükkanları

- Mimarlar, Avukatlar, Bankalar

- Esnaf ve zanaatkarlar

- Otomobil acentaları

- Fırınlar, bakkallar

- Plaj yardımcıları

- Kasaplar

- Kasiyerler, veznedarlar

- Hayır kurumları

- Eczaneler, baharatçılar

- Tezgahtarlar, sekreterler

- Giyimmağazaları

- Kulüpler

- Konfeksiyoncular

- Müteahhitler

- Yemekçiler

- Rehberler

- Mandıracılar; sütçüler

- Doktorlar, dişçiler

- Büyük mağazalar, toptancılar

- Kuru temizlikçiler

- Elektrikçiler

- Mühendisler ve uzmanlar

- Çiftçiler, balıkçılar

- Hamallar, taşıyıcılar

- Oto tamir ve bakımcıları

- Bahçıvanlar

- Hediyelik eşya dükkanları

- Yönetim:Eğitim, sağlık, demir-deniz

ve karayolları, toplu hizmetler vb.

- Finansmancılar, emlakçılar

- İthalatçılar, yöneticiler

- Sigorta şirketleri

- Çamaşırhaneler, lokantalar

- Medya, Yayınevleri, Matbaa, dizgiciler

- Gece kulüpleri, barlar, diskolar

- Araç-gereç satıcıları, musluk tamir-

bakımcıları

- Ressamlar

- Kapıcılar, bekçiler, oda hizmetçileri

- Gayrimenkul yapıcı ve satıcıları

-Danışmanlar, yardımına başvurulanlar

- Hissedarlar

- Boyacılar

- Ulaştırma, seyahat acentaları

- Yöneticiler

- Sendikalar

Kaynak : McIntosh, R. ve Gupta, S., Tourism : Principles, Practices,

                Philosophies, s.222-223.

            Turizm harcamalarının istihdam etkisi, turizm talebinin yoğunluğuna bağlıdır. Turizmin gelişmesine paralel olarak turistik tesis yatırımlarının artması, işgücü talebini arttırdığı gibi, turizmin mevsimlik özelliğinin bir sonucu olarak talebin yoğunlaştığı dönemlerde turistik işletmelerin de işgücü talebi artar (Olalı ve Timur, 1986: 101).

 

            Gelişmekte olan ülkelerin temel amacı, ülkelerini bir sanayi toplumuna dönüştürmek ve ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmektir. Ancak günümüzde dikkati çeken en önemli sorunlardan biri de, sanayileşmenin teknolojik gelişme nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde, istihdam sorunlarını çözmeye yeterli olmayışıdır. Diğer bir ifadeyle,  yeni teknolojilerin emekten büyük ölçüde tasarruf etmeleri nedeniyle, istihdamda büyük oranda artış sağlayamamaları büyük bir sorundur. Ayrıca, bu ülkelerde görülen hızlı nüfus artışı, işsizliğin giderek önemli boyutlara ulaşma tehlikesini de beraberinde getirmektedir (İlkin ve Dinçer, 1991: 26).

 

            Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı; yüksek oranda işsizlik sorunu ile karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerde hükümetler düzenli ve verimli iş alanları yaratarak ekonomik faaliyetlerle yakından ilgilenirler. Bu ülkelerde turizm sektörünün geliştirilmesini savunanların üzerinde durdukları temel noktalardan biri, turizmin geniş iş olanakları yaratacağı görüşüdür.

 

            Bu görüşü tümüyle kabul etmeyenlere göre, turizmin istihdam yaratma özelliği fazla abartılmaktadır. Özellikle, turizm sektörünün kurulması için yapılması gereken tüm yatırımlar dikkate alındığında turizmin emek-yoğun bir  sektör olduğunu söylemek oldukça güçleşmektedir (Cleverdon, 1982: 153).

 

            Turizmin istihdam etkileri, çoğu zaman tartışmalıdır. Çünkü; turizm sektöründe yaratılan istihdama ilişkin istatistikler oldukça sınırlıdır ve genellikle gerçeği yansıtmazlar. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır (Barutçugil, 1986: 38-39) :

 

* Turiste hizmet veren yerlerde istihdam edilen kişilerin pek çoğu turizmle ilgisi olmayan fakat aynı ya da benzer işlerde çalışan kişilerden çok güç ayırt edilmektedir.

 

* İstihdam istatistikleri, yalnızca istihdam edilenleri kapsar. İstihdam edenleri ve kendi işlerinde çalışanları ise kapsamaz. Turizm hizmetlerinin büyük bir kısmı, dünyanın hemen her yerinde çok sayıda ve küçük ölçekli aile işletmelerinde turistlere sunulmaktadır. Bunun sonucu olarak da kendi işlerinde çalışanların toplam işgücü içindeki oranı önemli bir düzeye ulaşmaktadır. Bu nedenle, turizm sektöründeki istihdam istatistiklerinin yetersiz kaldığı söylenebilir.

 

*  Turizm sektöründe birçok faaliyet mevsimlik olma özelliğine sahiptir. Dolayısıyla turizm işletmelerinde çalışanların sayısı mevsimlere göre değişmektedir. Ayrıca bu sayı, yıldan yıla da önemli değişiklikler göstermektedir ve tam anlamıyla istatistik kayıtlarına geçirilmesi zordur.

 

            Turizm sektörünün bu özellikleri ve veri yetersizliği nedeniyle, turizmin istihdam açısından önemi konusunda yalnızca genel tahminler yapılabilmektedir. Turizm sektörünün gelişmesi ile istihdam arasındaki ilişkiler üç aşamalı bir süreç göstermektedir. Bunları sıralayacak olursak (Mıll ve Morrıson, 1992: 294-295) :

 

            İlk aşamada, başlangıç yıllarında yaratılan işbaşına ortalama maliyetler oransal olarak yüksek olmaktadır. Bir taraftan; modern turizmin gerektirdiği yüksek niteliklere sahip tesislerin yapılması zorunluluğu, diğer taraftan da altyapıya ilişkin ve çoğu zaman önemli boyutlara ulaşan genişletme ve iyileştirme yatırımları, yaratılan işbaşına ortalama maliyeti yükseltmektedir. Bu maliyeti arttıran bir faktör de deneyim ve örgütlenme yetersizlikleri olmaktadır.

 

            İkinci aşamada, daha basit gereksinimleri bulunan turistlere yönelik ve fazla lüks olmayan tesislerin yapımına geçilmesi, deneyim birikiminin ve örgütlenme yeteneğinin kazanılması ve düşük yatırım gerektiren otel dışı yatırımların yoğunlaşması, yaratılan işbaşına ortalama maliyetleri düşürecektir.

 

            Bu bakımdan, turizm sektöründe yaratılan işin sermaye maliyetinin diğer sektörler karşısındaki durumu konusunda kesin bir sonuca ulaşmak oldukça güç görünmektedir. Ancak, özellikle uluslararası turizmin gereklerine uygun otellerin yapımı söz konusu olduğunda, bir bütün olarak turizm sektöründe yeni bir iş olanağı yaratmak için katlanılacak ortalama maliyetin, bir bütün olarak imalat sektörlerindekinden daha düşük olmayacağı açıktır.

 

            Turizmin gelişmesinin üçüncü aşamasında ise yaratılacak bir iş birimi başına sermaye maliyeti yeniden yükselmektedir. Daha az uygun yerlerde inşaat yapılması gerekliliği, arazi maliyetlerinin yükselmesi, artan inşaat maliyetleri, mevcut tesislerin konfor düzeyini yükseltmek için gereken yatırımların yüksek harcamalar gerektirmesi, haberleşme ve daha yüksek kapasiteye ulaştırma zorunluluğu gibi nedenlerle sermaye maliyeti yüksek olmaktadır.

 

            Turizm sektöründe kadınların, part-time çalışanların, ikinci bir işi olanların ve çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çalıştırıldığı yaygın olarak gözlenmektedir. Ev kadınları, öğrenciler ve emekliler gibi işsizlik istatistiklerinde yer almayan kişilerin, mevsimlik olarak yoğun bir biçimde işe alınmaları nedeniyle, turizm sektörünün işsizlik sorununun çözümüne katkısı ilk bakışta görüldüğü kadar fazla değildir.

 

            Diğer taraftan, bazı turizm işletmelerinin imalat sanayine oranla daha iyi iş koşulları ya da ücret sağlayarak mevsimlik işgücü talebinde bulunması, söz konusu sektörlerden turizme işgücü akımına yol açacaktır. Bu durum, imalat işletmelerini sürekli çalışacak ve giderek bilgi ve deneyimini arttıracak iş görenler bulma sorunu ile karşı karşıya bırakacaktır. Sonuçta, bu işletmeler ya kuruluş yerlerini bölge dışına taşıyacaklar ya da bölge ve ülke dışından işgücü sağlama yoluna gideceklerdir. Her iki durumda da bölge dışına gelir sızıntısı söz konusu olacağından, bölgesel ekonomik kalkınma açısından olumsuz etkiler doğabilecektir (Barutçugil, 1986: 41).

 

            Bütün bunların sonucunda; turizmin istihdam yaratan bir sektör olarak ekonomideki rolünün ve öneminin her ülkenin kendi özel koşulları dikkatle değerlendirilmeden; ülkenin kaynakları, ekonomik gelişmişlik düzeyi, politik ve sosyal yapı ve benzeri faktörler ayrıntılı bir biçimde incelenmeden, ortaya konulamayacağı kabul edilmelidir.

 

 

4.2.2. Türkiye'de Turizm Sektöründe İstihdamın Özellikleri

 

            Turizm sektöründeki gelişmelerin, istihdam üzerinde uyarıcı etki yapıp yapmadığı, ya da diğer sektörlerden daha fazla istihdam yaratıp yaratmadığı konusu oldukça tartışmalıdır. Bu konuda Türkiye'de güvenilir sonuçlar ortaya koyabilecek bir araştırma yapma olanağı da oldukça sınırlıdır. Bu nedenle; turizmin istihdam açısından önemi ve istihdam üzerindeki etkileri, yalnızca belirli bazı göstergelerden yararlanılarak ana hatlarıyla ortaya konulabilmektedir.

 

            Türkiye'de turizm sektörüne ait temel özellikleri kısaca sıralayacak olursak (Olalı ve Timur, 1986: 102-103) :

 

* Turizmin  mevsimlik karakterinden kaynaklanan özellikler :

 

- Turizm talebinin yılın belli aylarında yoğunlaşması (Mayıs-Eylül arası), turistik işletmelerin özelliklerine bağlı olarak devamlı personel yanında mevsimlik personel çalıştırılmasına da neden olmaktadır.

 

- Mevsimlik özellik, sektörde genel olarak eksik istihdam şartlarının geçerli olması sonucunu doğurmaktadır.

 

- Turistik işletmelerde istihdam edilen personel sayısında, mevsimlik talep değişmelerinden kaynaklanan aşırı dalgalanmalara rastlanmaktadır.

 

- Özellikle; turistik kapasitenin hızla arttığı dönemlerde, kalifiye işgücüne olan talebin artması, işgücünün turistik işletmeler arasındaki mobilitesini arttırmaktadır.

 

- Turizm talebinin yoğunlaştığı dönemlerde, tam istihdama yaklaşılmakla birlikte, mevsim dışında istihdamın azalması toplumsal açıdan sosyal bir maliyet yaratmaktadır.

 

* Turizm sektörü; geleneksel sektörlerden büyük ölçüde işgücü transfer ettiği için, yarı kalifiye ve niteliksiz işgücüne istihdam imkanı sağlar. Gelişmiş ülkelerde dahi, bu tür işgücünün sektör içi istihdamdaki oranı, yaklaşık %30'u bulmaktadır.

 

* Türkiye'deki turistik işletmelerin boyutu, istihdam edilecek personel sayısını doğrudan etkilemektedir.

 

* Turizm sektöründe; aile tipi işletme türü nedeniyle, istihdam edilen kadın, çocuk ve yaşlı personel sayısı diğer sektörlere göre daha fazladır.

 

* Sektörde istihdam edilen eğitime tabi tutulmuş personel oranı; bölgelere ve işletme türlerine göre farklılıklar göstermesine karşılık, düşük seviyede kalmaktadır.

 

* Sektördeki özel çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri, hafta sonu ve diğer boş zamanlardaki yoğun çalışma şartları; sektörde çalışanların büyük bir baskı altında kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, sosyal bakımdan da bazı zorluklar doğurmaktadır.

 

* Turizm sektöründe; küçük ölçekli işletmelerin yaygın olması ve bu sektörde işyeri değiştirmelerine çok sık rastlanması nedeni ile sendikalaşma olgusu pek yaygınlaşmamıştır. Özellikle turizm sektöründe ve bu sektör; otel, lokanta ve eğlence yerleri bağlamında ele alındığında, sektör işverenlerinin sendikalaşma olgusuna olumsuz yaklaştığını temel bir saptama olarak belirleyebiliriz (Ünsal, 1992: 338).

 

            Yukarıdaki özelliklerin yanı sıra, Türkiye'de turizm sektörünün istihdam özelliklerini, bazı sayısal verilerle incelemek daha faydalı olacaktır.

 

            Tablo-19'da Türkiye'de 1992-1996 yılları arasında ana sektörler itibariyle istihdamın dağılımı verilmiştir.

 

 

 

TABLO-19 TÜRKİYE'DE SEKTÖRLER İTİBARİYLE İSTİHDAMIN DAĞILIMI

 

(12 + yaş, bin kişi)

 

Yıllar

Sektörler

1992

1993

1994

1995

1996

Tarım

8,913

9,356

9,591

9,879

9,751

Sanayi

3,555

2,947

3,377

3,210

3,426

Hizmetler

7,491

7,398

7,347

7,746

8,200

Toplam

19,959

19,701

20,315

20,833

21,376

Kaynak : DTM, Başlıca Ekonomik Göstergeler (1996-Aralık), 1996, s. 27

 

            Tabloyu incelediğimiz zaman 1996 yılı itibariyle en fazla işgücünün tarım sektöründe istihdam edildiğini görürüz. 9,751 bin kişi ve %45.6 pay ile ilk sırada yer alan tarım sektöründen sonra, içinde turizmin yer aldığı hizmetler sektörü 8,200 bin kişi ve %38.3'lük bir pay ile ikinci sırayı almaktadır. 21,376 bin kişinin istihdam edildiği 1996 yılında 3,426 bin (%16.02) kişi ile sanayi sektörü son sırada yer almaktadır.

 

            Turizm sektöründe faaliyette bulunan işletmelerde çalışanların sayısı hakkında, tam bir belirleme yapma imkanı çok zordur. Çünkü, fazlasıyla içiçe geçmiş ve aile işletmeleri tipinde olan birimlerde çalışanların tespiti bir çok zorluğu içermektedir. Bu zorluklara rağmen dünya genelinde yaklaşık 260 milyon insanin bu sektörde çalıştığı ve gelecek on yıl içinde ise 130 milyon yeni iş alanının açılacağı tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise, yaklaşık 2 milyon insanın turizm sektöründe çalıştığı tahmin edilmektedir. Kaba bir hesapla bu değer, hizmetler sektöründe çalışan kişilerin %25'ine denk gelmektedir (Altan, 1997: 19).

 

           

TABLO-20 TÜRKİYE'DE KONAKLAMA İŞLETMELERİ ve LOKANTALAR-              DA İSTİHDAM (1992)

 

 

 

 

 Milyon TL (000 000)

İşletme türü

İşyeri

sayısı

Ücretle çalışanların yıllık ortalama sayısı

Ücretle çalışanlara yapılan yıllık brüt ödemeler

 

Girdi

 

Çıktı

 

Katma

Değer

Kişi

başına

K.Değ.

İşyeri

başına

K.Değ.

Otel, motel

pansiyon

kamping ve

diğer konaklama işletmeleri

 

 

 

7,141

 

 

 

58,231

 

 

 

1,545,704

 

 

 

 

3,425,790

 

 

 

8,366,717

 

 

 

4,940,927

 

 

 

72

 

 

 

692

Lokanta, kahve

bar ve

diğer

yeme-içme işletmeleri

 

 

 

126,992

 

 

 

 

149,408

 

 

 

2,997,990

 

 

 

12,141,130

 

 

 

22,772,156

 

 

 

10,631,026

 

 

 

32

 

 

 

84

 

Toplam

 

 

134,133

 

207,639

 

3,843,694

 

15,566,920

 

31,138,873

 

15,571,953

 

39

 

116

Kaynak : DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı (1996), Şubat-1997, s.472

 

 

            Türkiye'de DİE'nin yayınladığı istihdama ait istatistiklerde, turizm sektörü başlığı altında ayrı bir ayrım yapılmamaktadır. Bu noktadan hareketle; Türkiye'de istihdam açısından ağırlığı olan otel ve lokantalardaki çalışanların sayısını vermek, konu hakkında kaba da olsa bir fikir verebilir. Tablo-20'yi inceleyecek olursak; Türkiye'de 1992 yılında otel ve lokantalarda istihdam edilenlerin ve işyerlerinin sayısını, ücretle çalışanlara yapılan yıllık brüt ödemeleri, ortalama ve kişi başına -işyeri başına katma değer miktarını görebiliriz. 1992 yılında, toplam 134,133 işyerinde ücretle çalışanların yıllık ortalama sayısı, yaklaşık 207,639'dur. İşyerlerinin dağılımına bakacak olursak; 134,133 işyerinden 7,141'i (%5.32) konaklama 126,992'si (%94.67) lokanta, kafe, bar ve diğer yeme-içme işletmeleridir. Ücretle çalışanların yıllık ortalama sayısının toplam içindeki payı, sırasıyla %28 (konaklama) ve %71.95 (diğer)'dir. Bu sonuç bize, konaklama işletmelerinde ölçeğin, diğer işletmelere göre daha büyük olduğunu göstermektedir. Konaklama işletmelerinde kişi başına katma değer 72 ve işyeri başına katma değer ise 692 milyon TL iken, diğer işletmelerde sırayla 32 ve 84 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Ortalama olarak ise, kişi başına katma değer 39 milyon TL, işyeri başına katma değer ise 116 milyon TL olmuştur. Bu sonuçlar da bize, tekrar konaklama işletmelerinin ölçeğinin diğer işyerlerine göre daha büyük olduğunu göstermektedir. Çünkü; kişi başına ve işyeri başına katma değer, ortalamanın ve diğer işletmelerin üzerinde gözükmektedir.

 

            Türkiye'de turizmin yarattığı doğrudan istihdam açısından konaklama işletmeleri her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Zira, turizm sektörünün belkemiğini oluşturan konaklama tesislerinin sayısı arttıkça, bu alanda istihdam edilen personel sayısı da hızla artmaktadır. Doğal olarak yatak kapasitesindeki hızlı artış, gerekli önlemler alındığında ülkedeki fazla işgücünün massedilmesine de yarar sağlamaktadır (İlkin ve Dinçer, 1991: 29).

 

4.3. Turizmin Milli Gelir Üzerine Etkisi

 

            Turizmin bir ülke ekonomisi üzerindeki en belirgin etkileri, ekonomik faaliyet hacminin genişleme ve canlılık kazanmasında görülür. Turistler, gittikleri ülkelere yanlarında götürdükleri para ile gelir enjekte etmelerinin yanı sıra, yaratılan katma değer ile de ülkenin milli gelirine katkıda bulunurlar. Bu katkı, özellikle gelişmiş ülkelerin turizm sektöründe çoğaltan mekanizması yoluyla daha belirgin bir hal alır.

 

            Turizm yoluyla yaratılan gelirin istihdam ile çok yakından ilişkisi vardır, daha açık bir anlatımla, istihdam ve gelirin birbirine bağımlı değişkenler olduğunu söyleyebiliriz. Ulusal gelir rakamları genellikle; ücretler, faizler, kiralar ve karlardan elde edilir. Turizm gibi emek-yoğun bir sektörde, ücretler ve maaşlar muhtemelen gelirin en büyük oranını oluştururlar. Gelirin tamamına yakın bir kısmı, gidilen yerdeki oteller, lokantalar ve diğer işletmelerde yaratılır. Bütün bu işletmelerde, daha fazla işgücü istihdam edilmesi, daha fazla gelir yaratılmasına yol açabilir.

 

 

4.3.1. Turizmin GSMH İçindeki Yeri

 

            Turizmin ekonomideki rolü ve önemi konusunda yapılan değerlendirmeler arasında en yaygın kullanılan yöntem, turizm gelirlerinin gayri safi milli hasıla (GSMH) ile olan ilişkisinin ölçülmesidir.

           

            Bir ekonomide belli bir dönem içinde (genellikle bir yıl), üretilen nihai mal ve hizmetlerin gayri safi değerleri toplamına GSMH denir. GSMH'nın değeri hesaplanırken; tüm nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile çarpımı yapılarak bir sonuca ulaşılır. Bu değer, ait olduğu yıl içerisinde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerden oluşur. Dolayısıyla, daha önceki yıllarda üretilmiş mallar GSMH kapsamına girmez. Bundan dolayı; işletmelerin bulundurdukları mal stokları, eski yıllarda üretilmiş oldukları sürece GSMH hesaplamalarında dikkate alınmazlar. Fakat stok değişmeleri, yeni üretimi temsil ettikleri için hesaplamaya katılırlar.

 

            Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, GSMH'nın ara malları değil, nihai mal ve hizmetleri dikkate almasıdır. Eğer aramallar da hesaplama içine girerse, çift hesaplama sorunu ile karşı karşıya kalınır. Bunu önlemek için, ya nihai mal ve hizmetlerin ya da katma değerlerin toplamı ile sonuca ulaşılır (Lipsey ve Steiner, 1990: 30-32).

 

            GSMH'dan amortismanlar çıkarıldığı zaman safi milli hasılaya ulaşılır. Milli gelir kavramı ise, faktör gelirlerinin toplamına eşittir (Seyidoğlu, 1994: 165). Milli geliri; üretim, gelir ve kullanımı esas alarak hesaplamak olasıdır ve bu yöntemle de aynı sonuca ulaşılır. Milli gelire kullanım yönünden bakıldığında, bunun önemli bir kısmının tüketim harcamalarına (c), bir kısmının vergilere (T) ve bir kısmının da tasarruflara (s)gittiği görülür (Erdoğan, 1996: 224).

 

            Bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin değerlerinin toplanması, üretim yöntemi olarak adlandırılır. Gelir yöntemi ise; milli gelirin, tüm kişisel ve kurumsal gelirin toplanması yoluyla hesaplanmasını ifade eder (Barutçugil, 1986: 51). Bu üç yöntem, GSMH'yı değişik şekillerde sınıflandırmakta, aynı olguyu değişik yönlerden ele almakta ve dolayısıyla aynı sonuçlara ulaşmaktadır.

 

            Bu yöntemlerle hesaplanan gayri safi milli hasılanın bireyler tarafından harcanan kısmı, tüketici harcamaları olarak bilinir ve harcama türlerine göre sınıflandırılır. Bu harcamalar arasında, yaşadıkları yer dışında seyahat eden yabancı ülke sakinleri tarafından yapılan turizm harcamalarının GSMH'ya ve toplam tüketici harcamalarına oranlanması, turizmin ekonomik öneminin güvenilir bir göstergesini sağlar.

 

            Turizmin GSMH'ya katkısı, çoğunlukla yabancı ziyaretçi harcamalarını cari fiyatlarla tahmin ederek ve bundan turizm sektörü tarafından satın alınan mal ve hizmetlerin maliyetini çıkararak hesaplanır. Diğer bir ifadeyle; yabancı ziyaretçi harcamaları ile yaratılan GSMH miktarı, turistler tarafından yapılan harcamaların döviz geliri olarak kaydedilmesi ve bu gelirden söz konusu turistlere yapılan hizmetin maliyetinin çıkarılmasıyla bulunur (Mathieson ve Wall, 1982: 63).

 

            Böyle bir hesaplama, turizm gelirinin yalnızca yabancı turistlerin ülke içinde yaptıkları turistik tüketim harcamalarından doğan gelir olarak anlaşılmasının sonucudur. İç turizm hareketlerinin henüz yeterince önem taşımadığı ve uluslararası turizmden ekonomik anlamda önemli katkıların beklendiği azgelişmiş ülkelerde bu hesaplama anlamlıdır.

 

            Ancak, turizm gelirlerini yalnızca "dış aktif turizm" gelirleriyle sınırlamak doğru değildir. Yerleşiklerin yapmış olduğu turistik tüketim harcamalarının da turizm ürünleri satıcılarının gelirini oluşturduğunu ve ilgili sektörlerde harcama-gelir akımını hızlandırdığını ve ekonomi genelinde canlılık yarattığını göz önünde bulundurmak gerekir (Barutçugil, 1986:52).

 

            Özellikle, gelişmiş ülkelerin çoğunda, iç turizm harcamaları; toplam turizm gelirlerinin çok önemli bir kısmını oluşturduğundan, hesaplamaların iç ve dış turizm için birlikte yapılması daha anlamlı olacaktır. Gelişmiş ülkelerin çoğu, iç turizme önem verirler. Çünkü; bu yolla kamunun sağlamış olduğu vergi gelirleri de o oranda artış gösterir. Normal olarak uluslararası turizm gelirlerinin GSMH'ya oranının üç katı kadar bir gelirin, iç turizm hareketlerinden sağlandığı tahmin edilmektedir. Örneğin; uluslararası turizm gelirlerinin 1976 yılında Kanada'nın GSMH içindeki payı, yaklaşık %1 olduğu halde; bu oran, iç turizmle birlikte %5'e yükselmektedir. Bu oranlar İngiltere için sırasıyla %0.6 ve %2.4'tür. Turizm, gelişmiş ülkelerin çoğunda GSMH'ya çok önemli olmayan bir katkı yaptığı halde; Avusturya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi gelişmiş ülkelerde sürekli bir gelişme göstererek GSMH içinde önemli bir paya ulaşmıştır. Bu payda, dış turizm kadar iç turizm hareketlerinin de önemli bir yeri vardır (Mathieson ve Wall, 1982: 63).

 

            Tüm dünya ülkeleri arasında; dış turizm gelirlerinin GSMH içindeki payı, %10'u aşan az sayıda ülke vardır. Bu durum; turizm gelirlerinin, GSMH içindeki payının önemsiz olduğu sonucunu doğurabilir. Ancak; İngiltere'de ülkenin en büyük sektörü olan motor endüstrisinin ulusal gelire katkısı, sadece %8'dir. Buna karşılık, Barbados gibi bazı ada ülkelerinde, turizmin GSMH'ya katkısı, %30'lara kadar çıkmaktadır. Ancak, ekonominin bir sektöre aşırı bağımlılığı o ülke ekonomisinin sağlıksız bir yapıya sahip olduğunu gösterir (Erdoğan, 1996: 245).

 

            Burada unutulmaması gereken bir nokta, turizmden sağlanan net kazançların, turizmin ekonomik anlamda net etkisini göstermekten uzak olduğudur. Zira, turistlerin gereksinimlerini karşılamak için kullanılan kaynaklar ve sermaye malları, ekonominin diğer sektörlerindeki alternatif kullanım alanlarından çekilmektedir. Turizmin GSMH üzerindeki net etkisi hesaplanmak istendiğinde, bu alternatif maliyetlerin çıkarılması gerekmektedir ve bu da oldukça güç bir iştir (Barutçugil, 1986: 52).

 

            Turizmin Türkiye ekonomisindeki yeri ve öneminin incelenmesi sırasında göz önüne alınması gereken önemli bir nokta, turizm gelirlerinin GSMH içindeki payı olmaktadır. Türkiye'de GSMH, dış turizm gelirleri ve dış turizm gelirlerinin GSMH içindeki payı Tablo-21'de gösterilmektedir. Tablodan da izlenebileceği gibi; turizm sektörünün GSMH içindeki payı, oldukça düşüktür. Ancak; iç turizm harcamaları ve turizm yatırımları da dikkate alındığı takdirde, turizmin Türkiye ekonomisinde önemsenmesi gereken bir sektör olduğu ortaya çıkmaktadır. Yukarıdaki açıklamalarımızın ışığında; iç turizm gelirlerinin GSMH'ya oranının, dış turizm gelirlerinin GSMH'ya oranının yaklaşık üç katı olduğunun kabulü ile 1996 yılında Türkiye'de turizm sektörünün GSMH içindeki payının, yaklaşık toplam olarak %9 seviyesinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. 1996 yılında dış turizm gelirimizin GSMH'ya oranı %3.2 dolaylarında gerçekleşmiştir. Bu rakamı; 3

 

TABLO-21 TÜRKİYE'DE DIŞ TURİZM GELİRLERİNİN GSMH İÇİNDEKİ                   PAYI (Cari fiyatlarla)

 

 

Yıllar

 

GSMH

(Milyon ABD doları)

 

Turizm gelirleri

(Milyon ABD doları)

Dış turizm gelirlerinin GSMH içindeki payı (%)

1980

57,198

326

0.6

1981

46,087

381

0.8

1982

52,853

370

0.7

1983

50,153

411

0.8

1984

48,986

840

1.7

1985

52,597

1,482

2.8

1986

57,820

1,215

2.1

1987

87,142

1,721

2.0

1988

91,640

2,355

2.6

1989

109,017

2,557

2.3

1990

150,060

3,225

2.1

1991

147,367

2,654

1.8

1992

153,627

3,639

2.4

1993

178,714

3,959

2.2

1994

132,825

4,321

3.3

1995

165,519

4,957

3.0

1996

183,577

5,962

3.2

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bülteni (1996), 1997, s.79.

 

ile çarptığımız zaman yukarıda elde ettiğimiz %9 oranını, tüm turizm sektörünü kapsayacak şekilde bulmuş oluruz (Barutçugil, 1986: 52-53).

 

            Tablo-21'e baktığımız zaman; Türkiye'nin dış turizm gelirlerinin GSMH içindeki payının, 1980-1996 yılları arasını kapsayacak şekilde verildiğini görürüz. Tablodan da izleneceği gibi; bu oranlar sürekli artış trendindedir.

 

            Bu oran, 1984 yılına kadar %1 barajını aşamamıştır. Bu nedenle, turizm sektörünün Türkiye ekonomisi içindeki gelir yaratma etkisi de sınırlı kalmıştır. 1980 öncesinde ise bu oran, yaklaşık %0.6 seviyesinde seyretmiştir (Olalı ve Timur, 1986: 60-61). Oysa; 1984 yılından sonra bazı dalgalanmalar hariç bu oran, sürekli bir artış trendi ile 1996 yılında %3.2 seviyesine ulaşmıştır. 1994 yılında ise en yüksek seviyesi olan %3.3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bunda; bir önceki yıla göre önemli bir GSMH düşüşünün (5 Nisan Krizi nedeniyle) ve turizm sektörünün bu krizden etkilenmeyip gelirini, bir önceki yıla göre %8.3 arttırması büyük rol oynamıştır.

 

            Turizm sektörü gelirlerinin GSMH'ya oranı; Türkiye'de yaklaşık %3'ler seviyesindedir. Buna karşılık; turizm sektörü gelişmiş Akdeniz ülkelerinde (İspanya, İtalya ve Fransa) bu oran, ortalama %4.5-5 seviyesindedir. Ülkemizde de aynı seviye yakalandığı takdirde, turizmden 4 milyar dolara yakın ilave gelir sağlanması mümkün gözükmektedir (Altan, 1997: 19).

 

            Turizm gelirinin ekonomide yarattığı etkinin bir diğer göstergesi de, katma değerdir. Milli gelir üzerinde; turistik mal ve hizmet üretiminin yarattığı katma değer etkisi, diğer sektörlerden yüksek olduğundan önem kazanmaktadır. Bu nedenle; turizm sektöründe katma değer miktarının hesaplanması ve ortaya konulması gerekmektedir (İlkin ve Dinçer, 1991: 34).

 

            Bu bağlamda; katma değeri ve katma değer oranını tanımlayacak olursak; katma değer, satışa sunulan malın fiyatından, bu malı üretmek üzere daha önce başka kişiler ya da firmalar tarafından yapılmış ara tüketim harcamaları çıkarıldığında kalan fark olmakta ve ülkede bütün ekonomik birimlerin mal ve hizmet üretiminde yarattıkları katma değer toplamı milli geliri vermektedir (Lipsey ve Steiner, 1990: 30-32). Bir sektör için katma değer oranı ise; sektördeki toplam katma değerin, sektördeki toplam çıktıya  oranlanması ile bulunur (Olalı ve Timur, 1986: 76).

 

 

TABLO-22 1990 YILI DIŞ TURİZM GELİRİ VE YARATTIĞI KATMA DEĞER

 

1990 yılı dış

turizm geliri (Milyon ABD doları)

Turistik tüketim tipleri

Harcamaların dağılımı (%)

Turistik tüketim tipinin payı

Katma  değer oranları

Katma değer (Milyon ABD doları)

Katma değer (Milyar TL)

 

3,308

 

 

Konaklama

 

23.1

 

764.1

 

0.6353

 

485.4

 

1,256.7

 

3,308

 

 

Yiyecek-İçecek

 

23.3

 

770.8

 

0.4417

 

340.5

 

887.9

 

3,308

 

 

Yerel Ulaşım

 

14.7

 

486.3

 

0.6473

 

314.8

 

820.9

 

3,308

 

Alışveriş

 

20.6

 

 

681.4

 

0.8131

 

554.0

 

1,444.2

 

3,308

 

 

Eğlence

 

18.3

 

605.4

 

0.8808

 

533.2

 

1,390.4

Kaynak : İLKİN, A ve DİNÇER, M.Zeki, Turizm Kesiminin Türk Ekonomisindeki

                Yeri ve Önemi, s.35.

 

            Türkiye için bir uygulama yapmak amacıyla; yabancı ziyaretçilerin yapmış olduğu turistik tüketim harcamalarını üretim değeri olarak ele alıp, bu harcamanın yaratacağı katma değeri hesaplamak mümkündür. Turistik tüketim harcamalarının turistik tüketim tipleri arasındaki yüzde dağılımını, Türkiye açısından yabancı ziyaretçilerin harcamalarının dağılım yüzdesi olarak alıp; katma değer oranlarına dayandırarak dış turizm gelirlerinin dağılımına uygulandığında, dış turizm gelirlerinin yarattığı katma değeri yaklaşık bulmak mümkün olur. Bu yönteme göre; yapılan hesaplamalarda 1990 yılına ait dış turizm gelirlerinin (3,308 milyon dolar) yarattığı katma değer yaklaşık 2,228 milyon dolar gerçekleşmektedir (Bkz. Tablo-22) (İlkin ve Dinçer, 1991: 34-35).

 

 

4.3.2. Turizmin Çoğaltan Etkisi

 

            Bir sektörün ülke ekonomisi içerisindeki öneminin belirlenmesinde, yaratılan katma değerin yanı sıra sektörün çoğaltan mekanizması yoluyla yarattığı gelirin büyüklüğü de kullanılabilir.

 

            Çoğaltan kavramı, otonom harcamalarda meydana gelen bir birimlik artışın toplam talep ya da aynı anlama gelmek üzere milli gelirde yarattığı artışı gösteren katsayı olarak tanımlanabilir. Sektör içinde yapılacak harcama, ülke içinde gerçekleşen sektörel ilişkiler sonucunda tüm ekonomiye yayılma etkisi gösterir (Dornbusch ve Fıscher, 1994: 65-67).

 

            Basit çoğaltan; K=1/1-C şeklinde ifade edilir. Burda; K, çoğaltan katsayısını c ise, marjinal tüketim eğilimini ifade etmektedir. Diğer yandan çoğaltanı, k= 1/s şeklinde de gösterebiliriz. Burda s, marjinal tasarruf eğilimini göstermektedir. Hemen belirtmeliyiz ki, çoğaltanın işlemesi için fiyat düzeyinin sabit kalması gerekmektedir (Lipsey ve Steiner, 1990: 72-75). Diğer yandan çoğaltanın reel anlamda işleyebilmesi için mekanizmanın her aşamasında atıl işgücü ve kapasitenin mevcut bulunması gerekir. Ayrıca ekonomide, hammadde ve aramallarının sağlanmasında güçlüklerle karşılaşılmamalıdır. Bu koşullar gerçekleşmediği takdirde; toplam arz işlevi esnekliğini kaybetmekte, harcama-gelir akımı sadece fiyatları ve dolayısıyla nominal geliri arttırıcı yönde işlemektedir (İlkin ve Dinçer, 1991: 33).

 

            Turizm sektöründe, turistlerin yaptıkları harcamaların; konaklama, yeme-içme, ulaşım, haberleşme ve alış-veriş kalemlerinde toplanması bu sektörler için bir gelir oluşturmakta ve sektörler arası ileri ve geri bağlantıları sayesinde bu harcamalardan tüm sektörler etkilenmektedir. Böylece nihai gelir artışı yapılan ilk harcamalardan daha yüksek olarak gerçekleşmektedir. Turizm gelirlerinin bir harcama akımı sonucu ortaya çıkması; harcama akımlarının yarattığı çoğaltan etkisinin, bu gelirler için de geçerli olmasını sağlamaktadır. Turistlerin yapmış olduğu ilk harcamaları gelir olarak elde edenler, bu gelirlerini piyasaya tekrar harcama şeklinde sunarlar. Bunu yaparken ilk gerçekleşen gelirin bir kısmını; tasarruf, vergi, ithalat gibi kalemlere harcayarak ekonomi dışına "sızıntı" olarak bırakırlar. Sonuç olarak; piyasada dolaşan 1000 dolarlık ilk harcama, diğer aşamalarda sızıntılardan dolayı azalarak devam eder ve bu döngü durana kadar devam eder. İşte bu durum, 1000 dolarlık bir otonom harcamanın kendisinden daha fazla bir gelir yaratmasına neden olur (Mill ve Morrison, 1992: 291-293).

 

            Turistlerin yapmış olduğu ilk harcamaların neden olduğu dolaysız gelir etkisi yanında, bu gelirlerin ekonomi içindeki devrinin yarattığı dolaylı ve uyarılmış etkilere "ikinci derece etkiler" denir. Bir ülkedeki turizm harcamaları; tüketici ve üretici kademelerinde her el değiştirişte, hacminden marjinal tasarruf, ithalat ve vergi eğilimi kadar kaybederek gelişir ve kümülatif olarak ilk değerinden çoğaltan katsayısının çarpımı kadar fazla gelir yaratmış olur. Turizm harcamalarının yaratmış olduğu gelir etkisinin hesabında kullanılan çoğaltan modeli, turistik hareketler sonucu doğan dolaysız ve ikinci derece etkileri bir bütün olarak ele almaktadır (Olalı ve Timur, 1986: 59).

 

            Turistlerin yapmış olduğu harcamaların neden olduğu gelir artışı, dış turizm geliri çoğaltanı formülü ile hesaplanabilir (Şahin, 1990: 42-45) :

formülde;

 

 

            Bu durumda; "K" turistik gelir çoğaltan katsayısının hesaplanmasında kullanılan formüller önem kazanmaktadır. Bu formülleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür :

 

            * Donald E. Lundberg tarafından geliştirilen formül;

 

Formülde;

            TPI : Ülkeye gelen turistlerin ithal malı tüketim eğilimini,

            MPS : Yerleşiklerin marjinal tasarruf eğilimini,

            MPM : Yerleşiklerin yurtdışındaki marjinal tüketim eğilimini ifade etmektedir (Coltman, 1989: 225).

 

            * Mıchael Peters tarafından geleneksel Keynezyen gelir çoğaltanından yararlanılarak geliştirilen turizm geliri çoğaltanın hesabında;

formülde;

 

            MPC : Marjinal tüketim eğilimini,

            MPM : Yerleşiklerin yurtdışındaki marjinal tüketim eğilimini ifade etmektedir.

 

* Marion Clawson ve Jack L. Knetsch tarafından geliştirilen formül;

formülde;

 

            A : Birinci aşamada ülke dışına sızan turistik harcamalar çıktıktan sonra ülkede kalan gelir oranını,

            B : Yerleşiklerin ülkede üretilen mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaların toplam gelire oranını,

            C : Yerleşiklere gelir olarak kalan bölümün harcamalara oranını ifade etmektedir (Şahin, 1990: 43).

 

            Turizmin gelir etkisini tam ortaya koyabilmek bakımından; turistik tüketim harcamalarının gelir etkisi yanında, turistik yatırım harcamalarının da gelir etkisine bakmak gerekir. Turistik yatırımlarda ekonomideki her yatırım gibi gelir meydana getirdiğinden turizm sektörü için ayrı bir çoğaltan analizi yapmak ihtiyacı doğmaktadır. Turizm sektöründe belli bir otonom yatırımın kendisinden kaç kat fazla gelir yaratacağını gösteren katsayıya, turizm yatırım çoğaltanı denir. Turistik yatırımların gelir etkisini aşağıdaki formül yardımıyla açıklayabiliriz :

           

            MPC : Marjinal tüketim eğilimini ifade etmektedir (Erdoğan, 1996:249-251).

 

 

            Turizm çoğaltanının büyüklüğü, ekonomik yapıya bağlı olarak ülkeler ve bölgeler arasında önemli farklılıklar gösterir.  Ülke ya da bölgedeki ithalat eğiliminin yüksekliği, gelirin ülke ya da bölge dışına kaçışının daha fazla olmasına ve çoğaltan katsayının düşmesine yol açacaktır. Turistler tarafından tüketilen ve ithalat gerektiren mal ve hizmetlerin çokluğu, bölge halkının dışarıdan gelen mal ve hizmetleri tüketme eğilimi, tasarruf eğilimi ve vergi oranları çoğaltan katsayısı üzerinde etkili olan  değişkenlerdir. Diğer yandan; ekonomik yapının dar olması, kendi kendine yeterliliğin  zayıf bulunması ve turist harcamalarının önemli bir kısmının bölge dışında yeniden harcanması durumlarında turizm çoğaltanı katsayısı düşük gerçekleşecektir. Çoğaltan katsayısı; ekonominin iç yapısından ve  turist harcamaları akımının çeşitli sektörler arasında nasıl dağıldığından da etkilenir. Sektörler arası bağlılıklar ne kadar büyükse yatırım ve tüketim için gerek duyulan mal ve hizmetlerin dışarıdan karşılanması o ölçüde azalacak ve çoğaltanın da değeri o kadar büyük olacaktır. Diğer bir ifadeyle, çoğaltan katsayısının büyüklüğü, ekonomik yapının çeşitliliğine ve turizm sektörünün ekonomik sistem ile bütünleşme derecesine bağlı bulunmaktadır. Turizm faaliyetleri, ekonominin geri kalan kısımlarından kopuk olarak sürdürüldüğünde, turizmin ekonomiye katkısı, ödenen maaş ve ücretlerle ve bunun yaratacağı bölgesel harcamalarla sınırlı kalacaktır (Barutçugil, 1986: 56).

 

            1980’lerin sonunda yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de turizm kesimi ile ilgili gelir çoğaltan katsayısı 3.33 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre; turizm sektöründe harcanan bir dolar, çeşitli el değiştirmeler sonucu 3.33 dolarlık bir gelir artışına olanak sağlamıştır. Örneğin 1990 yılında, dış turizmden sağlanan 3,308 milyon dolarla yaklaşık 11 milyar dolar karşılığı bir gelir artışı yaratılmış olmaktadır (İlkin ve Dinçer, 1991: 33).

 

            Bunun yanında Turizm Bakanlığı; 1991-1992 yıllarını kapsayacak şekilde, turizm sektöründe çoğaltan katsayısını hesaplamaya çalışmıştır (Turizm Bakanlığı, Yayın no: 1993/11, 1993: 65-69) :

           

            Bu hesaplamada yukarıda sözünü ettiğimiz çoğaltan formüllerinden; D.E. Lundberg’in formülünün kullanılması tercih edilmiştir. Buna göre turizm çoğaltan katsayısı ;

             Belirtilen değişkenlerin tanımlanmasında ve 1991-1992 yılları için turizm çoğaltanı değerinin hesaplanmasında izlenen yöntem şu olmuştur :

 

            Turistik harcamalar içinde ithal malı kullanım oranı olarak belirtilen TPI’nın değerinin bulunabilmesi için; turistlerin harcama kalemlerinin ithal malı, kullanımlarını da gösteren ayrıntılı istatistiki bilgiye gerek vardır. Ancak turizm çoğaltanı çalışmasının yapıldığı mevcut durumda, turizm sektöründeki verilerin yetersizliği bu noktada geçerlidir. Bundan dolayı TPI’nın; turizm sektörünün toplam arzı içindeki ithalat oranı olarak kullanılması yolu seçilmiştir. Bu oran; 0.075 olarak bulunmuştur.

 

            Yerleşiklerin; yurtdışındaki marjinal tüketim eğilimi (MPM) bulunurken, dış turizm giderleri ve GSMH verileri kullanılmıştır. 1991 ve 1992 yıllarında Türkiye’nin dış turizm giderleri sırasıyla; 592 ve 776 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu yıllarda, GSMH ise cari fiyatlarla sırası ile 147,367 ve 153,627 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yerleşiklerin yurtdışındaki marjinal tüketim eğilimi olan MPM’nin bulunmasında yararlanılan formül;

            Burada DCt ; dış turizm giderlerindeki değişmeyi, DY; GSMH’daki değişmeyi göstermektedir. Sayısal verileri yerine koyduğumuzda ;

            Marjinal tüketim eğilimini gösteren MPC ise; DPT’nin hesaplamış olduğu 0.80 oranına dayandırılmıştır. Burda unutulmaması gereken nokta, formülde verilen MPS’nin (1-MPC)’ye eşit olması gerekliliğidir. Bu durumda MPS : 0.20 olarak hesaplanabilir. Bu çerçevede turizm çoğaltan katsayısı ;

 

formülünde değişkenlerin değeri yerine konulduğunda ;

            Turizm sektörü için oluşturulan çoğaltan formülasyonunun 1991 ve 1992 yılları temel alınarak hesaplanmasında çıkan 4.03’lük katsayı değeri, sektörde turistlerin yapmış olduğu 1 dolarlık bir harcamanın, Türkiye’de 4.03 dolarlık gelir yaratıcı etkide bulunduğunu göstermektedir.

 

            Çoğaltan katsayısının Türkiye’de yaklaşık 4 olduğunu düşünecek olursak; 1996 yılında elde edilen 5,962 milyon dolarlık dış turizm gelirinin yaklaşık 24 milyar dolarlık bir gelir yaratıcı etkide bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunun üzerine; bir de iç turizm hareketlerini eklersek bu miktarın daha fazla artacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak iç turizm hareketlerine ait istatistiki veriler yetersiz olduğu için bu miktarın hesaplanması zor gözükmektedir.

 

 

 

 

4.3.3. Turizm Yatırımlarının Gelir Etkisi

 

 Turizm talebinin artmaya başlaması, ülkedeki  özel girişimcileri ve devleti ek yatırımlar yaparak; turizm talebini karşılama yoluna sevk eder. Bu ek yatırımlar, aynı zamanda turizm sektörü için ek kapasite anlamına gelmektedir. Ancak turizm talebinin artması; sadece turizm sektörünü değil, diğer sektörlerdeki yatırım miktarını da etkiler (Tarhan, 1996: 51):

 

            Yatırım; gelecekte ekonominin üretim düzeyini arttıracağı beklentisi ile, sahip olunan kaynakların belirli alanlara aktarılmasıdır. Bu kaynakların, bugünkü kullanımından vazgeçilmesidir. Diğer bir ifadeyle yatırım, mevcut fiziki sermaye miktarına yapılan ilaveler olarak tanımlanabilir (Dornbusch ve Fıscher, 1994: 39-40).

 

            Turizm yatırımları; alt yapı yatırımları, konaklama tesisleri yatırımları ve diğer hizmet tesisi yatırımları olmak üzere üç ana grupta toplanabilir (Barutçugil, 1986: 131) :

 

            - Alt yapı yatırımları : Bunlar; genellikle merkezi ya da yerel kamu kuruluşları tarafından gerçekleştirilen yol, liman, köprü, havaalanı gibi alt yapı tesisleri ve su, elektrik, kanalizasyon, telekominikasyon gibi temel hizmetlere dönük yatırımlardır. Bu yatırımların gerçekleştirilmesinde temel amaç, doğrudan turizm sektörünü geliştirmek olmamakla beraber, alt yapının varlığı ve yeterliliği turizmin gelişmesini önemli ölçüde olumlu yönde etkilemektedir.

 

            - Konaklama tesisleri yatırımları : Turizm faaliyetine katılarak sürekli yaşadığı yerlerin dışına çıkan kişilerin geçici olarak konaklama ve geceleme gereksinimlerini karşılamaya yönelik otel, motel, pansiyon, kamping, tatil köyü ve benzeri yataklı tesislere yapılan yatırımlardır. Turistin belirli bir bölgeye çekilebilmesi ve ekonomik bir fayda yaratabilmesi için  konaklama tesislerinin gerekliliği açıktır.

 

            Türkiye’de günümüz itibariyle belgeli yatak sayısı, yaklaşık 400 bin civarında olduğu halde; 7. Plan dönemi sonunda yaklaşık 800 bin olması, belediyeden belgeli tesislerle birlikte toplam yatak sayısının 1.3 milyon yatağa ulaşması beklenmektedir (DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000), 1995: 162).

 

            - Diğer hizmet tesisleri yatırımları : Alt yapı ve konaklama dışında kalan ve turistlerin yeme-içme, eğlenme, spor yapma ve alış-veriş gibi gereksinimlerini karşılamak üzere kurulan lokanta, gazino, kafeterya, çay bahçesi, yüzme havuzu, spor tesisleri, plaj, eğlence yerleri, dans ve oyun salonları, alış-veriş merkezleri ve benzeri tesisler için yapılan yatırımlardır. Bunlar, konaklama tesisleriyle bütünleşik olarak ya da onlardan bağımsız olarak kurulabilir ve işletilebilir.

 

            Diğer yandan; mevcut alt yapının ve turizm tesislerinin genişletilmesi, iyileştirilmesi ve yenilenmesi amacıyla yapılan yatırım harcamaları ve mevcut turizm ürünlerinin geliştirilmesi, üretim ve satışının kolaylaştırılması amacıyla yapılan harcamalar da turizm yatırımı kapsamı içinde düşünülebilir.

 

            Türkiye’de turizm yatırımları konusunda adeta temel ilke; alt yapı yatırımlarının devlet tarafından yapılması, üst yapı yatırımlarının ise özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi olmuştur. Ancak bu ilke; katı bir kural olarak görülmemiş, özel yatırımcıların riskli gördüğü ve cesaret edemediği büyük yatırımları ya da sektörde örnek olması istenen  tesisleri de devlet kurmuş ve bunlar yine devlet kuruluşları eliyle işletmeye açılmıştır.

 

            Turistik yatırımlar da ekonomideki her yatırım gibi gelir yarattığından; turizm sektörü için ayrı bir çoğaltan analizi yapmak ihtiyacı doğmaktadır. Turizm sektöründeki otonom yatırımlar, bir yandan çoğaltan etkisiyle milli geliri arttırırken, diğer yandan otonom yatırımların neden olduğu gelir-tüketim akımının yarattığı uyarılmış yatırımlar milli gelirdeki artışı hızlandıracaktır. Bu durumda, birbiri üstüne binen etkilerin analizinde; çoğaltan ve hızlandıranın birlikte işleyişi göze çarpmaktadır.

 

            Türkiye’de 1980 öncesinde turizm sektörüne yapılan sabit sermaye yatırımlarının azlığı ve toplam sabit sermaye yatırımları içindeki payının düşük olması; ekonomide turizm yatırımlarının gelir etkisinin az olmasına neden olmuştur. 1980 yılına kadar turizme yapılan sabit sermaye yatırımlarının toplam sabit sermaye yatırımları içindeki payı %1 dolaylarında kalmıştır (Olalı ve Timur, 1986: 74).

 

            Tablo-23’ü inceleyecek olursak; Türkiye’de 1993-1997 yıllarına ait turizm sabit sermaye yatırımlarının, toplam yatırımlar içindeki miktar ve payını görebiliriz. Veriler; cari fiyatlarla milyar TL olarak ifade edilmiş ve 1997 yılı verileri, gerçekleşme tahmini olarak tabloda yer almıştır.

 

            Turizm sektörüne yapılan yatırımların; toplam içindeki payı yaklaşık %2.2 dolayında dalgalanma gösterirken, 1997 yılında % 2 düzeyinde gerçekleşmiştir.

 

            Özel ve kamu ayırımı itibariyle verileri yorumlayacak olursak; özel sektörün payının kamu kesiminin payından yaklaşık 7-8 kat fazla olduğunu görürüz. Bu bize; özel kesimin turizm sektörüne kamu sektöründen daha fazla kaynak aktardığını gösterir.

 

 

TABLO-23 TÜRKİYE'DE TOPLAM SABİT SERMAYE YATIRIMLARI                            İÇİNDE TURİZMİN YERİ*

 

 

Toplam

Toplam

 

Turizm

Turizm

 

Turizmin payı (%)

Yıllar

Özel

Kamu

Toplam

Özel

Kamu

Toplam

Özel

Kamu

Toplam

 

1993

 

 

381,529

 

143,977

 

525,506

 

9,156

 

2,447

 

11,603

 

2.4

 

1.7

 

2.2

 

1994

 

 

760,270

 

192,052

 

952,322

 

17,486

 

3,648

 

21,134

 

2.3

 

1.9

 

2.2

 

1995

 

 

1,552,085

 

330,140

 

1,882,225

 

37,250

 

7,263

 

 

44,513

 

2.4

 

2.2

 

2.3

 

1996

 

 

2,981,166

 

762,067

 

3,743,233

 

68,566

 

10,668

 

79,234

 

2.3

 

1.4

 

2.1

 

1997**

 

5,687,840

 

 

1,671,929

 

7,359,769

 

136,508

 

15,047

 

151,555

 

2.4

 

0.9

 

2.0

Kaynak : DPT, Temel Ekonomik Göstergeler, Ekim-1997, s.33 yararlanılarak

                hazırlanmıştır.

 

* Cari fiyatlarla milyar TL

** Gerçekleşme tahmini

 

 

            1997 yılında yapılan toplam 7,359,769 milyar TL’lik yatırımın;1,671,929 milyar TL’si kamu; 5,687,840 milyar TL’si ise özel kesim tarafından yapılmıştır. Kamu kesimi 1997 yılında; 15,047 milyar TL yatırım ile 151,555 milyar TL’lik toplam turizm yatırımları içinde %0.9’luk bir pay almıştır. Özel kesim ise 136,508 milyar TL ile toplam içinde %2.4’lük bir pay almıştır.

 

            1980 öncesinde turizmin, toplam yatırım içindeki payı, %1 civarında iken; 90’lı yıllarda bu oran yaklaşık  %2 seviyesinde gerçekleşmiştir. Buna karşılık;bu veriler, Türkiye’nin turizmdeki gelişme, hedef ve arzusu ile bağdaşmamaktadır. Genelde alt yapı yatırımları, kamu; üst yapı ise özel kesim tarafından gerçekleştirilmektedir.

 

            1997 yılında toplam sabit sermaye yatırımlarının cari fiyatlarla 7,359,769 milyar TL olduğu ve bunun yaklaşık %2’sinin turizm’e yatırıldığı kabul edildiğinde; turistik yatırım harcamalarının (151,555 milyar TL) cari fiyatlarla Türkiye ekonomisinde yarattığı gelir:

formülde,

           

 

4.4. Turizmin Türkiye’de Diğer Sektörler Üzerindeki Etkisi

 

            Hizmetler sektörü içinde yer almakla birlikte, turizm taşıdığı özellikler nedeniyle diğer sektörlerle de yakın bir ilişki içindedir. Turizm sektörü, turistik ihtiyaçların karşılanmasında ekonominin bütün sektörlerinden yararlandığı gibi, diğer sektörlerde turizm sektöründen faydalanmaktadır.

 

             Ülke ekonomisinde iç ve dış turizm hareketlerinin yarattığı tüketim-gelir hacmi, özellikle tarım sektöründe ve turizm sektörü ile birlikte diğer sektörlerde de bir canlanma ve harekete neden olur.

 

            Bilindiği gibi, ekonomide sektörlerin birbirine sağladıkları mal ve hizmet miktarı ile üretim miktarı arasındaki ilişkiler en geniş anlamda, “sektörler arası bağımlılık” olarak adlandırılmaktadır. Ekonomideki sektörler arası ilişkinin biçimi ve yönü girdi-çıktı tabloları yardımıyla incelenebilmektedir.

 

 

4.4.1. Turizmin Tarım Sektörüne Etkisi

 

            Turizmin gelişmesine paralel olarak, turizmin gelir etkisinin artması, tarım sektöründe üretim kalitesinin artmasına, standardizasyonun sağlanmasına ve en önemlisi kaliteli ürünün değerini bulmasına neden olur. Ayrıca, tarımsal faaliyette bulunanların çeşitli seçenekleri değerlendirerek turizmden gelir sağlamaları da mümkündür.

 

            Yerleşiklerin tarımsal ürün talebi yanında; iç ve dış turizmin yarattığı ek talep ve turizm mevsimindeki kısa süreli bölgesel fiyat artışları, tarım sektörünün toplam hasılasını arttırdığı gibi; turistik yiyecek-içecek işletmelerinin, işlenmiş tarım ürünleri ve turfanda meyve ve sebze talepleri, bu faaliyet alanlarında bir canlanmaya neden olur. Bitkisel üretim, hayvancılık ve içki sanayi ürünlerinin pazar bulması; ancak turistlerin aradığı özellikleri taşımaları durumunda mümkün olacağından, dünya standartlarına ve kalitesine yaklaşma çabaları artar.

 

            Tarım sektöründe; işgücü mobilitesinin zayıf olması ve üretimin genellikle mevsimlere bağlı olması sonucu ortaya çıkan mevsimlik işsizlik ve atıl kapasitenin, turizmin yarattığı istihdam imkanları ile azaltılması mümkündür. Turizm mevsiminde; yöre halkına iş imkanları sağlanması, mevsimlik işsizliği azalttığı gibi; çiftlik turizminde ve tarım alanlarında yer alan kampinglerde turistik hizmetlerin orada çalışanlar tarafından görülmesi, ek bir gelir imkanı yaratır. Turizmin tarım sektörüne sağladığı yararlar yanında; bazı problemler doğurduğu da görülür. Turizm sektörüne tahsisler yüzünden; kullanılabilir tarım alanlarının daralması, turistik yörelerde kaynakların turizm sektörüne akması bu duruma örnek olarak verilebilir (Olalı ve Timur, 1986: 111-112).

 

 

4.4.2. Turizmin Sanayi Sektörüne Etkisi

 

            Turizm ile sanayi sektörü arasındaki ilişki; sanayi sektörünün değişik alt kesimleri bakımından farklılık göstermektedir. Sanayi sektörü ile turizm ilişkisini, sanayi sektörünü şu başlıklar altında ele alarak incelemek mümkündür (Şahin, 1990: 27-28) :

 

            - Tüketim malı üreten sanayiler üzerinde; turizmin etkisi oldukça fazladır. Özellikle gıda ve içki sanayilerinde, turistik ihtiyaçların yönlendirdiği talebe uyum sağlamak amacıyla, üretimin turistik standartlara uygun üretilmiş olmasına gayret edilir. Ayrıca; bu tür sanayilerde, sadece turistik tüketime cevap verecek üretim yapıldığını da görmek mümkündür.

 

            - Ara malı üreten sanayiler arasında ele aldığımız; deri, deri mamülleri ve seramik sanayii turizmden etkilenmektedir. Özellikle deri ve mamüllerinin satışı turizm yoluyla elde edilen ek ihracatı arttırmaktadır.

 

            - Yatırım malı üreten sanayiler ile turizm sektörü arasında etkili bir ilişki olduğu söylenemez. Özellikle ulaşım araçları üreten sanayilerde, turistik talebin ihtiyaç gösterdiği değişiklikleri yapabilmek bakımından ilişkiler önem kazanmaktadır.

 

            Turizm-sanayi ilişkileri bakımından günümüzde giderek önem kazanan diğer bir husus, çevre kirlenmesi ve doğal görünümün bozulmasıdır. Bu durum; sanayi yatırımlarına, ilave maliyetler yükleyerek toplam yatırım maliyetini arttırıcı yönde etki yapmaktadır. Kuruluş yeri seçiminde sanayi yatırımları ile turistik yatırımların aynı mekana yönelmeleri, bu tür problemleri arttırmaktadır.

 

 

4.4.3. Turizmin Hizmet Sektörüne Etkisi

 

            Bir hizmet üretimi olan turizmin; gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınmayı gerçekleştiren faktörlerden biri olarak kabul edilmesi, hizmet sektörünü etkilemesinin en önemli kanıtıdır. Turizm hareketleri piyasaya canlılık kazandırdığından; gelişen turizm ve artan yatırımlar, hizmet sektörü için itici ve sürükleyici bir işlevi yerine getirir.

 

            Turizm sektöründe personelin mutlaka mesleki formasyona sahip olması gerektiğinden, sektörde istihdam edilecek personele belli beceri ve tecrübenin kazandırılması, aynı zamanda hizmet sektöründe de kaliteyi arttırıcı bir rol oynamaktadır.

            Turizm, hizmet sektörü üretiminden büyük ölçüde yararlandığı gibi, bu üretimin iyileştirilmesinde de zorlayıcı bir etki yapmaktadır. Bu etki; kendi içinde zorlayıcı bir nitelik taşıdığı gibi, özellikle kamu hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasında da görülür.

 

 

4.5. Sürdürülebilir Turizm ve Türkiye

 

            Turizm sektörü ve çevre birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Turizmin varlığını çevreye bağlarsak, sektörün belli bir düzeyi tutturabilecek şekilde gelişmesi beklenir. Ancak her bölgenin çevre özellikleri farklı olduğundan, bu gelişmenin ne şekilde sağlanacağı konusunda tek ve basit bir cevap vermek güçtür. Turistler için çekim unsurlarının başında gelen çevre, onlara neşe ve huzur kaynağı oluşturmaktadır. Bu nedenle; çevrenin korunması, geliştirilmesi ve güzelleştirilmesi temel unsurdur. İşte bu noktada; çekim bölgelerinin göz önüne alacağı ve en önemli husus, “sürdürülebilir turizm” kavramıdır. Bu olgu; turizm sektörünün varlığı için gerekli olan unsurları tehdit etmeksizin, işlev gören ve hem şimdiki, hem de gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılayabilecek bir ortamı ifade etmektedir (Renda, 1995: 48-50). Kısaca sürdürülebilir turizm, geleceğe yöneliktir ve “toplumsal pazarlama”  ya da  “sosyal pazarlama” anlayışına uygundur. Bir yandan turizm kaynaklarının kullanımına devam edilirken; öte yandan aynı kaynakların, gelecek nesiller tarafından da kullanılabilmesi güvenceye alınacak şekilde “korunması” gerekir. Uzun dönemde belirli bir turist akışının devamlılığı sağlanabilecek midir ? Her zaman sorulması gereken soru bu olmalıdır (Akat, 1997: 62).

 

            Turizmin doğal kaynakları sadece güneş ve deniz değildir. Arkeolojik, tarihi, kültürel varlıkların zenginliği ve çeşitliliği de turizmin önemli kaynaklarını oluşturur. Yerleşim yerlerinin dengesiz dağılımı, sanayinin kontrolsüz gelişimi önemli sayıda turistik kaynağın yitirilmesine neden olmuştur. Bir çok ülkede sanayileşmenin yanı sıra ciddi çevre sorunları ortaya çıkmıştır. işte, bu olumsuzluklar karşısında çevreyi korumaya yönelik önlemler giderek yaşam kalitesinin yükseltilmesi anlayışı içerisinde ele alınmaya başlamıştır. Turizm sektörü yönünden de çevrenin korunması, düzenlenmesi ve geliştirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır.

 

            Turizmin sürdürülebilir bir yapıda geliştirilmesi için; turizmin gelişmesini yok etmeden çevrenin korunması, mekanların planlanması gerekmektedir. Planlama çalışmasında; merkezi, bölgesel ve yerel otorite sorumlularının bir bütünlük anlayışı içerisinde olmaları, ulusal ve bölgesel düzeyde işbirliğinde bulunmaları başarının temel taşlarından biridir. Bunun yanında, sürdürülebilir turizm, ancak yerel nüfusun katılımıyla başarıya ulaşabilir. Böylece yerel nüfus, turizmin olumsuzluklarına katlanmak yerine; bu alana katkıda bulunarak kazanç sağlamaya başlayacaktır. Bilinçlenme, turizm faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ve sürekli olabilen kültürel bölünmelerin de önlenmesinde yararlı olacaktır.

 

            Yaşadığımız yeryüzünün; 4.6 milyar yaşında olduğu ve “kozmik takvim”e göre her yüz milyon yılın 1yıl sayıldığı kabul edilirse; dünyamızın bu takvime göre, 46 yaşında olduğu ortaya çıkmaktadır. Gençlik yılları hakkında fazla bilgimizin olmadığı dünyamızda; edindiğimiz veriler, 42 yaş sonrasını kapsamaktadır ve ilk hayatın o zaman başladığı kabul edilmektedir. Bu bakış açısıyla; dünyamız 45 yaşına gelince dinozorlar gözüktü, mamutlar 8 ay önce ortaya çıktı, geçen hafta sonunda buzullar eridi. İnsan türü ise, 4 saattir bu gezegende yaşıyor, ziraati 1 saat önce öğrendik, 1 dakika önce sanayi devrimini yaptık. Bir dakika içinde de; çevreyi kirletip, dünyayı çöplüğe çevirdik diyebiliriz. 2000’li yıllara az bir süre kala; hızlı nüfus artışı, yayılan endüstrileşme, yenilenmesi mümkün olmayan doğal kaynakların tükenişi, çevrenin kirlenişi ve bozuluşu dünyamızın geleceğini her geçen gün daha büyük boyutlarda tehdit etmektedir (Ünal, 1992: 341).

 

            Bu durum, dünyamızın geleceğini tehdit ederken, insanların ihtiyaçlarını karşılaması için gerekli kaynakları da tahrip etmektedir. Konuya turizm sektörü açısından bakacak olursak, turizm sektöründe kaynakların talanının daha büyük boyutlara ulaşmış olduğunu görürüz. Bunun için de, hükümetlerin belli bir planlama çerçevesinde turizm sektörünü teşvik etmeleri gerekmektedir.

 

            Turizmin geliştirilmesine yönelik iklim, kaynak ve ulaşımın planlanmasında; plan ilkeleri çevreyi bozmayacak şekilde düzenlenmeye çalışılmalıdır. Kaynakların optimal kullanımı; bir yandan doğanın ve yeniden üretilmeyen varlıkların korunmasını, diğer yandan bunların rasyonel kullanımını bir arada dengeli bir biçimde içermelidir. Turizmin geliştirilmesi planlanan yerde; tarım, sanayi ve ticaret de plan ölçeği içerisinde çevreye zarar vermeden geliştirilmelidir. Turizm sayesinde; kültürel ve doğal değerler korunmuş, canlandırılmış, gelecek kuşakların gereksinimlerine yatırım yapılmış olmakta, turizm faaliyeti ile birlikte proje alanında diğer faaliyetlerin de doğmasına neden olunmaktadır (Kahraman, 1994: 29).

 

            Sürdürülebilir turizm ve çevrenin korunması, sıkı sıkıya birbirine bağlı olmasına rağmen; dünya genelinde bu konuya gereken önem verilmemektedir. Örneğin, her yıl Akdeniz’in sularına 550 ton böcek öldürücü ilaç karışmakta, dünyada her dakika 117 hektar orman yok olmakta ve Akdeniz’den gelip-geçen tankerlerin sintine temizlemesi sonucu, yılda yaklaşık 650 bin ton petrol denize karışmaktadır. Ancak, Akdeniz’in Cebelitarık Boğazı yoluyla beslenen ve değişen suları, her 80 ile 100 yılda bir yenilenebilmektedir. Bu olumsuzlukların yanı sıra Akdeniz’de 120 civarında kıyı kentinin lağım sularının %85’i yeterince işlem görmeden denize akıtılmaktadır (Ünal, 1992: 341). Bu örnekler de göstermektedir ki, çevrenin korunması ve gelecek nesillere miras olarak bırakılması dünya çapında bir bilinçlenme ve önlem almayı gerektirmektedir. Çevrenin böyle düşüncesizce tüketilmesi, Akdeniz örneğinde de olduğu gibi sürdürülebilir turizmi, her geçen gün daha zor bir olgu haline getirmektedir.

 

            Türkiye açısından sürdürülebilir turizmi gerçekleştirebilmek için önce düşünce sistemimizi değiştirmemiz gerekmektedir. Ülkemizde çevre kirliliğini azaltmayı sağlayacak turistik tesisler kurmak; işletmeler için para kaybı olarak görülmektedir. En büyük sorun, bu konudaki eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Çevre ve turizm konularında yöre halkının, yerel yönetimlerinin eğitilmeleri ve bilinçlendirilmeleri; atılacak ilk adım olmalıdır. Yerel yönetimler çoğu kez hizmetlerini yeterli ve yaygın olarak verememektedir. Çevreyle ilgili düzenlemeler bir yana, tatil sezonlarında en basit yol, çöp, su gibi temel hizmetlerin bile yerine getirilmesinde, aksaklıklar olmaktadır.

 

            Yukarıda sayılan idari olumsuzlukların yanı sıra; Türkiye’de çevre ile ilgili olumsuzlukları -ki bu turizm sektörünü olumsuz etkilemektedir- sayılarla ifade edecek olursak; Türkiye’de her yıl 500 milyon ton toprağın erozyon sonucu denize aktığını, halkımızın ömrü boyunca 20 ton çöp ürettiğini ve ülkemizdeki 2000 adet çöplüğün hiçbir standarda uygun olmadığını ve her yıl orman yangınlarında yaklaşık 7 bin hektar orman alanının yok olduğunu görürüz (Ünal, 1992 : 341-342).

 

            İşte bu veriler, üstünde yaşadığımız toprakların düşüncesizce kirletilmesi için daha çok geç kalmadan kesin tedbirler alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde turizmin ekolojik unsurları giderek daha önem kazanmakta, “eko turist” sayısı giderek artmaktadır. Doğal ve kültürel değerleri yüksek olan yöreler, sadece bulunduğu ülkeler için değil, diğer ülkelerden bu yörelere gelen diğer ülke turistleri içinde çekici nitelikler taşıyacak, bu alanların doyma kapasitesi aşılmadan korunup-kullanılmak suretiyle gelecek kuşaklara devredilmesi gerekecektir.

 

 

4.6. Türkiye’de Dış Turizm Geliri Tahmini Üzerine Bir Çalışma

 

            Günümüzde, sosyal olayların gelecekteki gelişme seyrini tahmin etmek, hatta değişik bilimsel tekniklerden yararlanmak suretiyle gelişmeyi ölçmek gerekmektedir. Çünkü gelişmenin boyut ve yönünü bilmek, doğru planlama yapmaya ve önlemler almaya olanak sağlar. Son yıllarda gözlemlenen büyük gelişme, geleceğe ilişkin bu tür tahminlerin turizm sektörü içinde yapılmasını gerektirmektedir.

 

            Turizm sektöründe; bilimsel bir temele dayanan tahminler yaparak, gelecekteki gelişmenin sayısal olarak ortaya konması, yönetici konumunda olan organların karar almalarını kolaylaştıracaktır. Bu noktadan hareketle; Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda elde edeceği dış turizm gelirlerinin öngörülmesi, sektörde yer alan kamu kesiminin, işletmelerin ve bireylerin alacakları pozisyonu ve önlemleri belirlemelerine yardımcı olabilir. Diğer yandan önümüzdeki yıllarda elde edeceğimiz gelirlerin tahminini yapmak, beklenen değerlerin daha fazla arttırılabilmesi için atılacak adımların içeriğini belirlemeye de yardımcı olabilir.

 

            Turizm, ağır rekabet şartları altında çalışan bir sektör olduğundan bu piyasanın geleceğini iyi tahmin etmek gerekmektedir. Bundan dolayı; çalışmanın bu kısmında Türkiye’nin 1963-1997 yıllarına ait dış turizm gelirleri veri alınarak, 2005 yılına kadar dış turizm gelirlerinin ne olacağına yönelik bir öngörünün yapılmasına çaba gösterilecektir. Ancak, turizm sektörüne ait veriler fazla güvenilir olmadığı için; dış turizm gelirlerinin tahmini konusunda uygulanan hiç bir teknik de kesin olarak doğru sonuçlar vermez.

 

            Yukarıda da değindiğimiz gibi çalışmada 1963-1997 yılları arasındaki veriler baz alınarak, 2005 yılına kadar Türkiye’nin dış turizm gelirinin ne olacağı öngörülmeye çalışılmıştır. Yaptığımız analizde, geçmişte yaşanan gelişmelerin gelecekte de devam edeceği inancı ve turizm gelirine ilişkin zaman serisi verilerindeki yıllık seyrin oldukça deterministik bir yapıya sahip olması nedeniyle, Otoregresif ve trend modellerinin öngörü amacıyla kullanılabileceğine karar verilmiştir.

 

            Trend, zaman dizisindeki değerlerin zaman içerisinde göstermiş oldukları eğilimleri gösterir (Ünver, 1995:199). Diğer yandan ekonomide, olayların ana eğilimi olarak da ifade edilebilir. Trendin incelenmesinde; geçmiş performansın incelenerek bir durum değerlendirilmesi yapılabilmesi, zaman serisinde diğer unsurların ortaya çıkartılması, trend yardımıyla uzun dönemli projeksiyonların yapılması gibi üç amaç güdülmektedir. İncelenen dönemler istikrarlı ise, eğilimin ileride de devam edeceği varsayılarak seride bulunmayan yıl için değişkenin alması beklenen değerleri hesaplanabilir (Yaman, 1994:89).

 

            Trend analizinde, en çok Klasik En Küçük Kareler Metodu kullanılır. İncelenen konuya göre turizm gelirlerinde zaman içinde mümkün olduğu kadar çok sayıdaki veriden meydana gelen seriler incelenerek, ortalama değişme miktarları bulunur. Ortalama değişme miktarlarından yararlanılarak, gelecek yılların miktarları öngörülür. Böylece araştırılan serinin gelecekteki durumu, trend doğrusu ve sayısal değerler ile gösterilir (Yaman, 1994:90).

 

            Trend analizlerinde tahminlerde yapılacak hataları en aza indirebilmek için, mümkün olduğu kadar çok sayıda veri üzerinden hesaplama yapmak, geçmiş zamandaki deney ve koşulların aynen tekrarlanacağı tezinden yola çıkıldığı için çok dikkatli olmak zorunluluğu vardır. Kısa dönemli projeksiyonlardaki uygunluğu, literatürde kabul edilmiş olmasına karşılık diğer söz konusu değişkenleri içermediğinden bir hayli eleştiriye de uğramaktadır.

 

            Otoregresif modellerde; ilgili değişken, sadece kendi gecikmeli değerlerinin bir fonksiyonudur. Genel yazılımı aşağıdaki gibidir :

Bu modellerde geçmişte gerçekleşen değerler, modelde yerine yazılarak öngörüler yapılmakta, ancak uzun dönemli öngörülerde gerçekleşen değerler gözlenemediğinden; model tarafından tahmin edilen değerler, öngörü işleminde kullanılmaktadır.

 

            Şu hususu başlangıçta belirtelim ki, turizm sektörü ekonomik, sosyal, siyasal, doğal ve psikolojik faktörlerden aşırı derecede etkilenir. Bu nedenle, turizm geliri tahminleri yapılırken geleceğe yönelik uzun dönemdeki gelişmeler yerine orta süreli dönemler için yapılan öngörülerle yetinmek, böylece uzun dönemin beklenmeyen ve belirlenmesi güç olan faktörlerinin etkisini kısmen önlemek yoluna gidilmesi gerekir. Araştırmalarımızda bu görüşten hareket edilerek 2005 yılına kadar yayılan 8 yıllık orta süreli bir dönemin öngörüleri yapılmıştır.

 

 

4.6.1. Ampirik Bulgular

 

            2005 yılına kadar yayılan 8 yıllık döneme ait dış turizm geliri öngörüsü yapılırken; 1963-1997 arası yıllara ait Türkiye’nin dış turizm gelirleri ABD doları cinsinden verilmiş ve analize esas oluşturmuştur. Analizimizde Econometric Views programı kullanılmıştır.

 

TABLO-24 TÜRKİYE’NİN DIŞ TURİZM GELİRLERİ

 

Yıllar

Gelirler

(1000 ABD doları)

 

Yıllar

Gelirler

(1000 ABD doları)

1963

1964

1965

1966

1967

1968

1969

1970

1971

1972

1973

1974

1975

1976

1977

1978

1979

1980

1981

1982

7,659

8,318

13,758

12,134

13,219

24,082

36,573

51,597

62,857

103,731

171,477

193,684

200,861

180,456

204,877

230,398

280,727

326,000

381,268

370,320

 

1983

1984

1985

1986

1987

1988

1989

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

411,000

840,000

1,482,000

1,215,000

1,721,000

2,355,000

2,556,000

3,225,000

2,654,000

3,639,000

3,959,000

4,321,000

4,957,000

5,962,000

8,088,000

 

Kaynak : Turizm İstatistikleri Bültenlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

 

            Tablo-24’ten de izleneceği gibi dış turizm gelirleri sürekli bir artış trendindedir. 1966, 1976, 1982, 1986 ve 1991 yıllarında bazı düşüşler görülmesine rağmen bu trend hiç değişmemiştir. 1986 yılında bir önceki yıla göre düşüşün nedeni; Çernobil kazası ve Güney sahillerinde yaşanan çift rezervasyon sorunudur. 1991 yılında ise; Körfez Savaşı nedeniyle, dış turizm gelirlerinde önemli düşüşler görülmüştür. Diğer yıllardaki düşüş ise, genelde yurt içindeki istikrarsız siyasi ortamdan kaynaklanmıştır. Turizm gelirlerinin genel trendi içerisinde söz konusu yıllarda ortaya çıkan düşüşler, genel trend eğilimini bozmadığı için, bu yıllara ait kukla değişkenler modele dahil edilmemiştir.

 

            Turizm gelirlerinin yıllık trendini elde edebilmek için dört farklı fonksiyon kullanılmıştır. Bu fonksiyonlar  arasında istatistiksel olarak amacımıza en uygun fonksiyon, ekonometrik model seçim ölçütlerinden beş tanesi kullanılarak seçilmiştir. İlk fonksiyonel ilişki, doğrusal olarak belirlenmiştir.

 

 

            a) Doğrusal Trend Modeli

 

            Turizm gelirlerinin yıllar itibariyle sabit ve öngörülebilir bir hızda arttığı varsayımı yapılırsa, doğrusal (lineer) trend modeli en uygun seçim olacaktır.

    Bu trend modelinde; b1 katsayısı, kesişim (intersect) noktasını verirken; b2 katsayısı, trend doğrusunun eğimini vermektedir. Bu model çerçevesinde b1 , başlangıç yılındaki Yt değerini vermektedir. b2 , turizm gelirlerinin yıllık artış hızını verir. b2 pozitif ise, trend doğrusu yukarı, negatif ise aşağı doğru bir hareketlilik gösterir.

 

            1963-1997 yılları arasındaki ABD doları cinsinden turizm gelirleri ile tahmin edilen doğrusal trend denklemi aşağıda verilmiştir.

    Tahmin edilen bu denklemde; b1 katsayısı beklentilerimizin aksine negatif çıkarken, b2 katsayısı beklentilerimiz doğrultusunda pozitif çıkmıştır. b1‘in negatif çıkması, başlangıç yılı olarak alınan 1963 yılında turizm gelirlerinin negatif olduğunu göstermektedir. Bu modele göre; turizm gelirleri ancak 1972 yılında pozitif olabilmektedir. Dolayısıyla gerçeği yansıtmakta başarısız olan bu modeli reddetmemiz için, bu bile yeterli bir neden olarak görülmektedir. Yine bu modele göre; turizm gelirleri yılda ortalama 165 milyon dolar artıyor gözükmektedir. Model iktisadi açıdan anlamsız olsa da, istatistiksel açıdan anlamlıdır. Hesaplanan t istatistiklerine bakıldığında her iki katsayıya ait t istatistikleri %1 anlamlılık düzeyinde istatistiksel açıdan önemli çıkmıştır. Determinasyon katsayısını gösteren R2, %70 çıkmıştır.

 

 

            b) Yarı Logaritmik Trend Modeli

 

            Yıllar itibarîyle turizm gelirlerindeki yüzde değişim trendinin çıkartılmaya çalışıldığı bu modelin denklemi aşağıdadır.

    Bu denklemde Yo, başlangıç yılı olan 1963’deki turizm gelirini verir. Denklemdeki r, turizm gelirlerinin yıllık artış hızı iken; t’de yılları göstermektedir. Her iki tarafın doğal logaritmasını aldığımızda,

olarak belirlenirse; yarı logaritmik modelimiz :

şeklinde gösterilir. Bu modelde eğim katsayısı b2 , t’deki mutlak değişimlere cevaben; turizm gelirlerindeki sabit, oransal ya da nispî değişimleri verir.

 

            Bu model çerçevesinde tahmin edilen trend denklemimiz (7) nolu denklemde verilmiştir.

    Bu model hem iktisadi açıdan hem de istatistiksel açıdan daha başarılı bir modeldir. b1 ve b2 katsayıları beklentilerimiz doğrultusunda pozitif çıkmıştır. Hesaplanan t istatistikleri de %1 anlamlılık derecesinde istatistiksel açıdan anlamlı çıkmıştır. Determinasyon katsayısı %97 çıkarken D-W istatistiği bir pozitif otokorelasyon göstermektedir. Bu tahmin denklemine göre söz konusu dönemde, turizm gelirleri %20 oranında artış göstermektedir.

 

 

 

 

 

            c) Karesel Trend Modeli

 

            Karesel trend modelleri; bağımlı değişkenin yıllar itibariyle parabolik bir seyir izlediği varsayımına dayanmaktadır. Bağımlı değişkenin, bağımsız değişkendeki değişikliklere önce artan (azalan) daha sonra, azalan (artan) bir trend izlediği durumlarda bu model açıklayıcı olabilmektedir. Modelin katsayıları bağımlı değişkendeki değişikliklerin artarak artan ya da azalarak artan olduğu hakkında ipuçları verebilmektedir. Bu ipuçlarını elde edebilmek için yani, turizm gelirlerindeki değişikliklerin hangi dönemde artarak arttığı ya da azalarak arttığını elde edebilmek için analizimizde, bu model de tahmin edilmiştir,

 

şeklinde belirlenen fonksiyonel ilişkide, b0 , yine kesişim (intersect) noktasını vermektedir. Diğer bir ifadeyle; başlangıç yılı olan 1963 yılındaki turizm gelirlerini verir. Eğer b2 pozitif ise fonksiyonun birinci türevi; turizm gelirlerinin hangi yılda minumum noktasına ulaştığını vermektedir. Eğer b2 negatif ise o zaman fonksiyonun birinci türevi; turizm gelirlerinin maksimum olduğu düzeyi ve yılı verecektir.

 

            1963-1997 dönemine ait tahmin edilmiş karesel trend denklemi (9) nolu denklemde gösterilmiştir.

            Tahmin edilen denklemde b2 pozitif çıktığından; bu modele göre turizm gelirleri söz konusu dönemde ilk önce azalarak azalırken, 1974 yılında minimum noktasına ulaşmış, bu yıldan sonra da artarak artmıştır. Yine bu modele göre; 1967-1981 yılları arası turizm gelirleri, negatif olarak tahmin edilmiştir. Dolayısıyla iktisadi beklentilerimize uymamaktadır. Ancak model istatistiksel açıdan anlamlıdır. Hesaplanan t istatistikleri, tüm katsayılar için %1 anlamlılık düzeyinde istatistiksel açıdan önemli çıkmıştır. D-W istatistiği, hata terimleri arasında pozitif bir korelasyona işaret ederken determinasyon katsayısı % 94 çıkmıştır.

 

 

            d) Otoregresif Model

 

            Yukarıdaki modellerin hepsinde pozitif otokorelasyon sorunuyla karşılaşılmıştır. Bu sorun, hata terimlerinin birbiriyle ilişkili olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla; turizm gelirlerinin söz konusu dönem içerisinde otoregresif model çerçevesinde tahmin edilmesi, daha güvenilir sonuçlar verecektir. Böylece, tahmin denklemindeki otokorelasyon sorunu da çözülmüş olacaktır. Bu modellerde, ayrıca bağımlı değişkenin t dönemindeki gözlem değerinin t-1 dönemindeki gözlem değeri tarafından belirlendiği varsayılmaktadır. Yapılan analizler sonucunda, I. dereceden  otoregresif bir yapının varlığı gözlenmiş, dolayısıyla tahmin denklemi, 1. dereceden otoregresif kurulmuştur.

Şeklinde bir fonksiyonel bir ilişkinin olduğu varsayılırsa, b1 , kesişim (intersect) noktasını verirken; b2’de esnekliği vermektedir. Klasik En Küçük Kareler Yöntemiyle yukarıdaki tahmini elde edebilmek için her iki tarafın logaritması alınırsa,

elde edilir. Ayrıca, bu denklem KEKK yöntemiyle tahmin edilebilir niteliktedir. Çünkü katsayılar parametrik olarak belirlenmiştir. Bu denklemde b1, geçmiş dönem turizm gelirlerindeki %1’lik bir gelişmenin, bu dönem turizm gelirlerinde yüzde kaçlık bir değişime yol açtığını göstermektedir.

 

            1963-1997 yılları arasındaki verilerle tahmin edilen denklemimiz aşağıdaki gibidir.

    Model hem iktisadi, hem de istatistiki beklentilerimize uygundur.  Hesap edilen t istatistikleri b1 için %5; b2 için %1 anlamlılık düzeylerinde istatistiksel açıdan önemlidir. Determinasyon katsayısı %98 çıkarken; D-W istatistiği otokorelasyon olmadığını göstermektedir. Bu denkleme göre; bir dönem önceki turizm gelirlerindeki %1'lik değişim cari dönem turizm gelirlerinde %0.97'lik bir değişime yol açmaktadır. Eğim katsayısının (b2) ; birden küçük çıkması, turizm gelirlerinin azalarak arttığını göstermektedir.

 

TABLO-25 MODEL SEÇİM ÖLÇÜTLERİ

 


Modeller

 

R2

 

 

R2

 

D-W

 

AIC

 

U

Doğrusal

0,702

0,693

0.18

27,910

0,2332

Yarı logoritmik

0,975

0,974

0.44

-2,122

0,0127

Karesel

0,947

0,945

0.70

26.23

0,0939

Otoregresif

0,980

0,987

1.96

-2,941

0,0106

 

 

            Yukarıda sıralanan tahmin denklemlerinden hangisiyle geleceğe dönük öngörü yapılacağının seçimi; determinasyon katsayısı, düzeltilmiş determinasyon katsayısı, D-W istatistiği, AIC (Akeike Information Criterion) ve Theil-U istatistiği ölçütleri çerçevesinde yapılmıştır. Tablo-25'de de görülebileceği gibi tüm ölçütler açısından; otoregresif model, diğer modellere nazaran daha anlamlı model olarak görülmektedir.

 

            Determinasyon katsayısı en yüksek model, %98 ile otoregresif modeldir. Aynı şekilde bağımsız değişken sayısıyla ağırlıklandırılmış olan (R2) düzeltilmiş determinasyon katsayısı açısından da otoregresif model daha yüksek bir belirleyicilik sunmaktadır. Doğrusal, yarı logaritmik ve karesel modellerde D-W istatistiği pozitif bir otokorelasyonu gösterirken; otoregresif modelde D-W istatistiği, otokorelasyon olmadığını göstermektedir. AIC kriterine göre; en düşük AIC değerine sahip model, otoregresif modeldir. Diğer yandan Theil-U sıfıra yaklaştıkça modelin öngörü başarısı artacağından 0,0106 Theil-U istatistiği ile otoregresif model Theil-U açısından sıfıra en yakın model olarak görülmektedir. Tüm bu ölçütler göz önüne alındığında; en başarılı öngörüyü, otoregresif model vereceğinden, bu model 1998-2005 yılları arası turizm gelirleri öngörüsünde kullanılmıştır. Elde edilen öngörü değerleri, Tablo-26'da gösterilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLO-26   1998-2005   DÖNEMİ   TURİZM   GELİRLERİ   ÖNGÖRÜ

                      DEĞERLERİ

Yıllar

Dış turizm gelirleri (1000 ABD doları)

1998

  8,736,894

1999

  9,982,479

2000

11,373,279

2001

12,921,864

2002

14,641,400

2003

16,545,627

2004

18,648,834

2005

20,965,833

 

 

            Tablo-26'da ortaya çıkan öngörüler ışığında; Türkiye'nin 2005 yılında yaklaşık 21 milyar dolar dış turizm geliri elde etmesi beklenmektedir. Türk turizm sektörü eğer sunduğu hizmetleri çeşitlendirir ve dolayısıyla turist başına ortalama harcama miktarını arttırabilirse; bu değerin 25 milyar dolar civarına ulaşması beklenebilir. Diğer yandan bu değerin yakalanabilmesi için, turizm faaliyetlerinin tüm bir yıl içerisine yayılması, turizm bilincinin toplum içine yerleştirilmesi ve kamu kesiminin, altyapı yatırımlarını sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yapması gerekir.

 

            Çalışmanın öngörülerine göre; Türkiye’nin dış turizm gelirlerinin 2000 yılında yaklaşık 11.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Yedinci Kalkınma Planında ortaya konulan öngörülerde ise; Türkiye’nin 2000 yılında 10.3-13.8 milyar dolar seviyesinde turizm geliri elde etmesi beklenmektedir. Bu öngörüler; çalışmamızın sonuçlarıyla uyumlu gözükmektedir. Diğer yandan DPT’nin turizm sektörüne ilişkin yaptığı diğer öngörülere göre ise; 2000 yılında net turizm gelirimizin 8.5-11.9 milyar dolar; yurda gelen yabancı sayısının 13-17 milyon kişi; yurtdışına çıkan vatandaş sayısının 4.5-4.8 milyon kişi ve dış turizm giderinin 1.8-1.9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir (DPT, 1995b: 162-163).

 

            DPT, 8. Kalkınma Planı’na ait hedef, amaç ve politikaları henüz ortaya koymadığı için; çalışmaya ait bulguları, ancak 7. Kalkınma Planı’nın son yılı olan 2000 yılı çerçevesinde değerlendirmek zorundayız. DPT’nin dış ticaret üzerine yaptığı öngörülerde; ihracatımızın, 43.5-44.5 ve ithalatımızın 65.7-70 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

 

            Yukarıdaki verilerin ve çalışmanın bulguları ışığında; 2000 yılında dış turizm gelirlerimizin ihracat gelirlerine oranı, yaklaşık %25.3 ve net dış turizm gelirinin, net ihracatı (X-M) karşılama oranının yaklaşık %47.6 seviyesinde gerçekleşmesi beklenebilir. 1996 yılında bu oranlar sırasıyla; %25.8 ve %48.7 seviyesinde gerçekleşmiştir

 

            Bu sonuçlar bize; dış turizm gelirlerimizin önümüzdeki yıllarda da Türkiye’nin önemli döviz kaynaklarından biri olacağını göstermektedir. Ayrıca, ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasında da dış turizm gelirlerimizin önemli bir rol oynayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.